MakaleKadim bir mekandır berber dükkânı

Levent Zihnioğlu Levent Zihnioğlu06/12/2020207

“Babam elimden tutup beni sık sık çarşıya götürür gezdirirdi. Bir gün yine aynı şekilde evden çıktık ve çarşıya doğru yürümeye başladık. Ahşap küçük bir dükkânın önünde durduk. Babam selam verip içeri girdi. İçerisi bir çok garip koltukları olan bir yerdi. Bir abi bir koltukta oturan bir amcanın saçlarını tarıyor elinde bir makas ile elinde tuttuğu saçları kesiyordu. Kısa bir süre sonra fark ettim ki aynı abi benim de saçlarımı benzer şekilde kesecekmiş.”

Sanırım bu hikâye hiç abartmasız her erkek çocuğunun başından geçmiştir. Kimimiz ağlayıp ortalığı yaygaraya vermiş, kimimiz sessiz sakin Allah’ım şu işkence bitse de bir an evvel çıksak şu dükkândan duaları ile o birkaç saati geçirip gitmişizdir.

Bazılarımız için bu ilk saç muhabbeti hatırı sayılır bir ritüel içerir. Zira daha evden çıkarken göz yaşlarını akıtmamak için zor tutan annenin babaya sıkı sıkı tembihi vardır: “Sakın bir tutam saç almayı unutma.”

Belki de yıllar sonra saklanan o bir tutam saç, annelerimiz tarafından bize doğum günü hediyesi olacak, kim bilir belki de çok daha sonra bir sandığın içinde saklanmış bir zarf içinde kendiliğinden karşımıza çıkıverecektir; üzerine dökülecek birkaç damla göz yaşından önce.

Günlük hayatın koşuşturması içinde önünden geçerken veya oturup saçlarımızı emanet ederken sadece bir berber dükkânı olmadığı ve hepimiz için çocukluğumuzdan başlayan bir hikayesi olan kadim bir mekandır berber dükkânı.

Yükselip alçalabilen, sağa sola dönebilen, hatta bir oturdun mu bir daha kalkmadan saçının yıkanabildiği, başta spor olmak üzere her türlü gündemin konuşulma garantisi olan ve hatta biraz abartırsak “Arkası bir sonraki seansa” dert paylaşımlarının içinde bulabiliriz kendimizi otomatik olarak.

Madem bu kadar kadim bir mekân, bir berber dükkanını beraber gezelim mi? Ne dersiniz?

İsterseniz önce yan yana dizilmiş sıralı koltuklara bakalım. İlk gördüğümden beri beni hayrete düşürecek şekilde fonksiyonel, görkemli koltuk ve sandalye ötesi başka bir şey var her dükkânda. Dönüp baktığımızda görselliğindeki değişkenlik dışında her koltukta hemen hemen aynı belirgin özellikler mevcut.

Bir kere ağır mı ağır! İki kişi ancak taşır dersek yalan olmaz. Hepsinde yanında bir kol ile idare edilen ve batılıların JACK bizim ise KRİKO dediğimiz bir aleti – ki kökeni ünlü klasik fizikçi Isaac Newton’a kadar dayanır- barındıran, yakında bizi kapıda karşılayıp hiç yürütmeden dükkân içinde taşımacılık hizmeti vermeye başlarsa şaşırmayacağımız sevgili koltuklarımız.

Biraz irdeleyelim bakalım. Batılı niye JACK diyor, sonra o JACK durduk veya durmadık yerde neden KRİKO olmuş. Abi bu iş 13. Yüzyıla kadar gidiyor. JACK, John’un takma adı. JOHN kim demeyin. Bunların hepsi bizim anlayacağımız şekliyle temsili isimler. Hani şu şarkı ile hayatımıza giren uşak SEBASTIAN gibi.

Yani JACK 13. Yüzyıl batı toplumda düşük statülü bir adamın konuşma dilindeki sembolik adı. Daha sonra bu JACK insan emeğinin yerine geçen makine ve alet edevat için kullanılmaya başlamış. Tıpkı berber dükkanında koltuğun bir parçası ile havaya kaldıran bildiğinin amortisör gibi. Bak şimdi bir de Amortisör çıktı.

Neyse önce şu Krikoyu halledelim. Oxford İngilizce Sözlüğünde kriko anlamı ‘aşağıdan kuvvet uygulayarak ağır ağırlıkları kaldırmak için kullanılan portatif bir makine’ anlamlı olarak 1679’da tasdik ediliyor. ” Büyük Kerestenin sökülmesi ve rahat yerleştirilmesi için kullanılan bir Motor’a atıfta bulunur.” Diyor kaynak Wikipedia.

Sanırım İngilizceden bir şey alınıp ta Fransızcadan alınmasa olmayacağı için kelime “amortisseur“  kendiliğinden gelivermiş bu kaldırma indirme mekaniğine. Ancak bir algı sıkıntısı olsa gerek orijinali otomobillerde olduğu gibi sarsıntı giderici olmaktan mütevellit bu kelimenin kaldırma ve indirme etimolojisinde, kendi kullanımını Krikoya terk etse sanırım biraz daha yerinde olacak.

Koltuğa biraz daha dikkatle bakınca, ayaklarımız ve kafalarımızın da konforu düşünülmüş diyebiliriz. Zira bu koltuklar bir ayak bir de kafa koyma ünitesi içeriyor.  Bu arada belirtmeliyim ki; sakal tıraşı ile bağlantılı olsa gerek kafalık US’de kanuni zorunluluk.

Gelelim Lavabo aksamına. Lavabo, koltuğun karşısında duran üzerinde saç ve sakal kesilirken geçen bütün sürecin saçı kesilen tarafından eğer içi geçip de rüya faslına geçmediyse görünmesini sağlayan bir aynanın yer aldığı ve mobilyanın tezgâh kısmında yer alan bildiğiniz lavabo oluyor. Yani koltuktan hiç kalkmadan biraz öne gidip kafayı öne eğdik mi hop içindeyiz. Sonra berberimizin suyun sıcaklığı ayarlaması ve güzel bir saç yıkama seansı.

İşte bu devasa geçmişe sahip sistemin baş aktörü olan ayak dayamalı ilk tek parça uzanmış berber koltuğu ilk olarak 1878 yılında “Archer Company of Saint Louis” tarafından patentleniyor. Ama dönmüyor ve kalkmıyor. Archer mekanik olarak kaldırıp indiren bir sandalyeyi hızla yapıyor.

Sonra Cincinnati’den Eugene Berninghaus, ilk yatan ve dönen sandalye olan Paragon ile Archer’ın tasarımını geliştiriyor.

Chicago’dan Theodore Koch, tüm bu yenilikleri sandalyelerine dahil etti ve 1885 öncesi dönemde 35.000’den fazla sandalye satıyor.

1900 yılında, Alman göçmen Ernest Koken, hidrolik olarak çalışan bir sandalye yarattı ve aynı zamanda bir berberin tüm mekanik fonksiyonları kontrol etmesine izin veren “joystick” yan kolunun patentini aldı.

Koltuk teknolojisi günümüze böylece gelirken, bizlerde bu gelişimlerin bir zaman diliminde berberlerimizin bizlere sunduğu ve sunmaya devam edeceği bu hizmetlerin hem kullanıcıları hem de izleyicileri olduk.

O halde bir berber, bir bere, bire berber tekerlemesi benzeri bizde bir berbere berber deneden önce biraz yakından bakalım istedim.

Levent Zihnioğlu, 06/12/2020, İstanbul

Barack Obama’nın Kurşun geçirmez koltuğu

 

Yorumunuz

SAFALAN.COMKastamonu Kültür ve Sanatına dair.

(c) 7S Danışmanlık ve Bilgi Teknolojileri, Tüm Hakları Saklıdır.

1. Basılı yayınlarda yazının tamamı ve/veya bir kısmı www.safalan.com kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
2. Akademik çalışmalarda hiçbir sınırlama yoktur.
3. Elektronik ortamda yayınlanma durumunda kaynak göstermek kaydıyla içeriklerin %40'ı alınıp yazının devamı için Safalan.com’a link verilmesi durumunda alıntı yapılabilir.