Gurbet ElçileriEGOLARIN DANSI DENGELİ OLMALI

Necla Tuzcuoğlu Necla Tuzcuoğlu14/06/20201015

Bu yazımızın konuğu Abanalı opera sanatçısı Ayten Telek.

Ayten Telek İstanbul’da doğdu. Çocukluğu Kastamonu ve İsviçre’de geçti. 1998 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera-Şan Bölümü’nden mezun oldu. Geraldyn Köpe ve Lynn Trepel Çağlar’dan eğitim aldı. Aynı yıl İstanbul Devlet Opera ve Balesinin açmış olduğu sınavı kazandı ve göreve başladı.

Bu yazımızın konuğu Abanalı opera sanatçısı Ayten Telek.Sohbetimize Kastamonu’dan Abana’dan başlıyoruz. Her zaman olduğu gibi aynı soruyla başlıyoruz. Kimlerdensiniz?

Anne tarafından Kastamonu Abanalıyım. Anneannem Ayşe Sümer Darsu Köyü’nden Kezban ve Ahmet Çelikkıran’ın kızları. Dedem Ali Mehmet Sümer Abanalı Emine-Süleyman Sümer’in oğulları. Ayşe-Ali Mehmet Sümer’in kızları annem Mukaddes Sümer.

Abana ve ataları ile ilgili anıları sormaya gerek kalmıyor. Bir biri ardına gelen anıları biz de kesmeden keyifle dinliyoruz.

Dedemin lakabı Mehmetcim’dir. Bunun bir de eğlenceli bir hikayesi vardır. Annem anlatır hep. Eskiden Abana’ya ulaşım deniz yolu ileymiş. Limana yanaşan büyük vapurlardan motor ile kıyıya geçilirmiş. Bir keresinde anneannem vapurdan motora geçerken dedeme ‘Mehmetcim beni tut da ineyim’ demiş. Bu söylemi garipseyen motordaki ahali ile hikaye Abana’ya yayılmış. Dedemin lakabı bundan sonra Mehmetcim kalmış.

Dedem Abana sevdalısı ve o dönem Abana’nın kaza olması ile ilgili mücadeleleri var. Bununla ilgili bir anı var anlatmadan geçemeyeceğim. Dedem gırtlak kanserinden muzdarip hasta yatağında, “Eğer Abana’nın ilçe olduğu haberini ölmeden duyamazsam mezarıma gelin bana seslenerek haber verin, ben sizi oradan duyarım.” diye vasiyet ediyor. Öyle de oluyor, dedem sonucu göremiyor. Haberi vasiyeti üzerine arkadaşlarından mezarında alıyor.

Ayşe anneannemin de renkli bir kişiliği varmış. Bir gün muziplik olsun diye erkek kılığına giriyor. Dedemin kıyafetlerini giyip, kasketini de takıp erkek rolünde arkadaşıyla Zeytinlik’te komşularının kapılarını çalıp kandırıyorlar. Önce gazeteci rolü ile sonra fakir dilenci rolü ile insanlara ilk doğaçlama tiyatro türünün örneğini sunuyorlar. Genlerimdeki tiyatral yetenek nereden geliyor anlaşılıyor.

Göç, beyin göçü, doğup büyüdüğümüz yerlerin kalkınması gibi kavramlar her zaman gündemde olmaya devam ediyor. Bakalım bu konuda Ayten ne düşünüyordu? Abana’da yerleşik olarak hiç yaşadı mı ve imkan olsa Abana’da yaşamak ister miydi?

Kastamonu’da yerleşik olarak hiç yaşamadım ama her yaz mutlaka Abana’daydım. Annem Abana’yı çok sever, her yaz ona eşlik eder ve memlekete götürürüm.  Abana’yı seviyorum. Yerleşmek..? Bilemedim ama kısa dönemlerle yaşamak, evet. Şu an zaten mesleğim gereği mümkün değil. Bazen şehir hayatının kaosundan kaçmak için sakin kasaba hayatı cazip gelmiyor değil. Ama şehir hayatının sunduğu imkanlara alışmış biri olarak zor.

Çok eskiden büyüklerin çabalarıyla yapılmış olan girişimler bozulmayıp devamlılığı sağlanarak gelişim sekteye uğramasaydı belki Abana’nın bugünkü yüzü farklı olabilirdi. Büyüklerimizden duyduğumuz Abana’nın tarihine baktığımızda 1954’te siyasi sebeple kazanın kalkması ile başlayan mücadele ve ardından gelen radikal hareketler, geleceği öngören, gelişimi destekleyici hamleler.

Türkiye’deki ilk turizm hareketine dahil olan 4. ilçe olması, yabancı öğrencilerin ağırlanması ile Limasollu Naci Hoca’nın İngilizce Konuşma Kampı, Dünya Gazeteciler Birliği’nin toplantısının Abana’da yapılması, olanaksızlıklar içinde Hayati Tahsin Yılmaz’ın Abana Gazetesi’ni çıkarması, sonrasında Sabri Tığlı’nın girişimleriyle motor fabrikasının kuruluşu. Abana’nın kalkınması ve iş imkanının yaratılıp göçün önüne geçilmeye çalışılması…

Bu girişimler sekteye uğrayınca doğal olarak halkımız göç etmek zorunda kalmış. Abana çok göç vermiş bir ilçe. Göç ile bazı değerlere sahip çıkmak, korumak zorlaşmış ve Abana’nın kalkınma hareketi yavaşlamış. Bir dönem Abana Müzesi’nin kurulması için emek veren Muharrem Saka’nın kendi imkanlarıyla köyleri dolaşıp topladığı belgeler,eski geleneksel eşyalar ile Abana’da bulunmuş tarihi kalıntıları bir araya getirerek müzeyi Abana’ya kazandırması, nesilden nesile aktarılan özveri.

Abana insanı, orada yaşamış olanlar gerçek memleket sevgisini barındıranlar. Ne gerekiyorsa özveri ile yapanlar. Değer bilmek ve sevmek.  Onların dili ile Abana sevdalısı olmak. Bu sevgi olmadan özveri de olmuyor kanımca.

Bizim ailenin istanbul’a göçmesi de ilk dalga, büyükbabam ve büyükannem iş imkanı için İstanbul’a göç ediyorlar. Malum o zamanlar Abana’da iş imkanı kısıtlı hele ki köylerde. Anneannem İstanbul’da büyüyor. Dedem ile evlenince tekrar Abana’ya yerleşiyor. Ancak göçün ikinci dalgası annem için de devam ediyor…

Çocukluğunuza ait en çok neyi ya da neleri özlüyorsunuz?

Çocukluğuma ait en çok özlediğim, özgürce yaşamak. Hayatın, toplumun size baskıladıkları ile çevrelenmiş bir dünyada zihninizin bu kalıba göre şekillenmeden kalmasını sağlamak ve tabi ki ağaç tepelerine tırmanıp dalından meyve yeme lüksü.

Tekrar Kastamonu’ya dönüyoruz. Kastamonu’ya ait neler iz bırakmıştı detaylandıralım istedik.

Kastamonu’ya ait çok anım var tabi rahmetli anneannemin ahşap evinde hiç üşenmeden açıp yaptığı leziz mantıları, büyük dut ağacının gölgesinde ailecek yemek hatırladığım huzurlu karelerden. Fındık altında fındık toplamak kulağa kaçanlardan ölesiye korkarak orman yolu yürüyüşlerimiz. Mağara maceralarımız, mis gibi çam, odun kokusu ve deniz kokusu ile sabaha başlamak ve benim Akasya Çay Bahçesi’nde her gece zorla sahneye çıkarılıp karartılan ışıklar eşliğinde ‘Geceler’ şarkısını söyleyişim, solistliğimin başlangıcının anıları. Saymakla bitmez.

Çocukluk anılarıma ilişkin hatırladıklarımdan, rahmetli büyükannemin Darsu’daki evini ziyaretimiz. Büyükannem ve dayımın vefatından sonra yıkılmaya yüz tutmuş evi son kez ziyarete gitmiştik. Yarı yıkık, ahşap evde büyükannemin, dayımın tozlu eşyalarına dokunup dolaşmıştım. Dayımın odasında tozlu raflarda metal bir kutunun içine saklanmış sigara paketini bulduğumda hazine bulmuş bir çocuk gibi sevinmiştim. Gizlice odasında dayımı anmak için sigarasından yakıp içmiştim. Yapraklara vuran güneşin gölgesiyle tozlu, yarı yıkık evde tuhaf bir hüzünle karışık huzur hissetmiştim. Hiç unutmam o görüntü ve hissi.

Bir diğer anım Serdar abimin liman içinde cesur, korkusuzca yaptığı gemi direğinin tepesinden sığ bölgeye çivileme dalış gösterileri. Müthiş bir manevra ile yere çakılmadan yükselirdi. Her seferinde aynı başarı. Alkış kıyamet tekrar isterlerdi yapmasını. O heyecanı unutmuyorum..

Bir de dağaltında fındık toplama zamanlarımız. Akrabalar ve köyden insanlar imece usulü herkesin fındığı toplanırdı. O süreçler tabi bizim için işten çok eğlenceydi. Biz fındık toplamaktan çok yerdik 🙂

 Kastamonu ve Safranbolu bölge tarihinde kültürel ve tarihsel açıdan ayrılmaz bütünün parçası. Leyla Gencer Safranbolu, siz Kastamonu ve aynı zamanda Aylin Ateş de Kastamonu Taşköprü orijinli. Sizce bu tamamen bir tesadüf mü? Ne düşünüyorsunuz?

Evrenin işleyişinde tesadüf diye bir şey yoktur derler. Tesadüf ya da değil ama umarım Kastamonu için Leyla Gencer gibi gurur kaynağı oluruz.

Herkesin bilmesinde yarar gördüğünüz bir hayat tecrübesi?

Hayat tecrübesi… 3 kere ölüm tecrübesi yaşamış biri olarak hayatı neşe, keyif ile yaşamak, olumsuz diye nitelendirilen şeylere bir öğreti gibi bakmak kişiyi derin idraklere götürecektir. İnsan kendini tanır ise yaşamı da o oranda özel olur.

 

İstediğiniz mesleği seçtiğinizi düşünüyor musunuz?

Evet arzu ettiğim mesleği seçtim sonunda. Konservatuar meselesi maceralı benim. Başlarda annem razı gelmedi. Mühendis olmayacaksan sanat müziği oku dedi. Hayır ben operacı olacaktım. Bu yüzden konservatuara giriş sürecim lise son sınıfa ertelendi.

Bu mesleği yapabilmek için sahip olunması gereken yetenekler nelerdi?

Öncelikle olmazsa olmaz iyi bir kulak ve tınılı bir ses ve tabi ki disiplin. Teatral yetenek. Benim kanımca güzel ses iyi işiten bir kulağınız yok ise işlevsiz, kulak meselesi önemli. Ses kasına şekil veren hükmeden iyi bir duyuştur, ardından tabi ki çelik gibi sağlam bir psikoloji. Neden derseniz binlerce insanın önünde çıkıp sahne almak güçlü bir duygusal sağlık gerektirir. Cesaret ve özgüven odaklanma kabiliyeti gerektirir. Bunlar yok ise birbirine bağlı çünkü solistlikte başarılı olmak pek mümkün değil. Koro biraz daha farklı toplu olunduğu için kalabalıkta saklanmak ön planda olmama gibi şans vardır. Ve tabi ki hata yaptığınızda fark edilmez telafisi mümkündür. Solist de durum farklı, gözler onun üzerindedir ve bizde bir söz vardır ‘Allah ile baş başasın sahnede’ yani hataya yer yok. Bu da büyük emek ve disiplin isteyen bir şeydir.

Bugün meslek seçmek durumunda olsaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

İki yıl öncesine kadar tekrar doğsam yine Opera Sanatçısı olurdum diyordum.Şimdilerde bilmiyorum açıkçası ama bir çocukluk hayalim vardı, astrofizikçi olmak…Belki onu seçerdim.O zamanlar tabi mesleğin adını böyle bilmiyorum, yıldızları gözlemleyeceğim, derdim..

Her mesleğin kendine göre zorlukları olduğu kesindir. Ancak Sanat ve özellikle Opera, içinde keyfiyeti çok az barındıran çok ayrı bir mesleki disiplin. O halde Operanın kendine has zorlukları nelerdi?

Öncelikle ve kesinlikle hastalığa yer yok! Sağlıklı kalmak için iyi beslenmek, uyku düzeni şart. Psikolojik açıdan hastalanmamak için sarf edilen çaba bazen yorucu olabiliyor. İstediğiniz zaman istediğinizi yapamıyor, yiyemiyor ve içemiyorsunuz. Her şey planlı olmak zorunda. Sosyalleşmek çok kısıtlanıyor. Konuşmak biz ses sanatçıları için en yorucu şey. Performans öncesi hazırlık aşamasında eserine göre kendimi 1-3 ay gibi sürelerle tecrit ederim. Kampa girerim, özel bir diyete başlarım ve sadece rolüme odaklanırım. Doğal olarak hayat askıdadır benim için. Spor olarak sadece doğada yürüyüş, her spor ses kası sağlığı açısından uygun değil. Seçeceğiniz spor dalı da önemli. Ülkemizde Opera Sanatını icra etmenin zorluklarına değinmiyorum bile çünkü çoğu kişi bu mesleği tanımıyor tanıyanlara göre de ‘bağıranlardanız’.

Bugüne kadar sizi en çok etkileyen rol ya da roller nelerdir?

Beni en çok etkileyen rol Faust Operası’nda Marquerite rolü olmuştur. Yoğun içselleştirme, karakter analizi gerektiren bir rol idi. Duygusal anlamda yıpratıcı bir o kadar da farkındalık kazandırıcıydı. Detaylı araştırma, derin konsantrasyon ve reji gereği yoğun içselleştirme süreçlerim oldu ve her prova bir temsil gibiydi benim için. Her provada bıkmadan aynı duyguya girmek insanı duygusal seviyede yıpratsa da mesleğinize olan saygı belki kendinize olan saygınız ve tutkunuz bunu taşımanızı mümkün kılıyor, en azından benim için öyleydi.

Tabiki hedefler. Hayatın hiçbir süreci hedefler olmadan başarı getirmiyor. Ve Hedeflerde hiç bitmiyor. Sürekli çıtaları yükseltiyor. Hedefleriniz neler?

Bundan sonraki hedefim tabi ki yola devam. Sürprizleriyle ve şu anki tek hedefim her ne yapıyorsam hayattan keyif alarak yaşamak.

Gençlere önerileriniz var mı?

Gençlere önerim: Sevmek, disiplin, kontrollü tutku. Ben ona kontrollü tutku diyorum. Çünkü sahnede çoklu iş yapıyorsunuz ve kendiniz dışında birlikte sahne aldığınız sanatçı arkadaşlarınız ile birliktesiniz. Egoların dansı dengeli olmalı, bu da kendini iyi tanımayı, potansiyelini ve sınırlarını bilmeyi gerektirir.

Kastamonu anılarını büyük bir keyifle dinlemiştik. Acaba meslek hayatında da ilginç anılar var mıydı?

Sene 2011 Süreyya’da ‘Aşk İksiri’ sahne provaları yapıyoruz. Sahnedeyiz, salonun kapısı açılıyor, seyirci koltukları arasından biri öne doğru süzülüyor ve orta sıra koltuğa sessizce oturuyor. Salon loş, malum provalarda sadece sahne ışıkları açık. Kim diye bakıyorum, “Aman Allahım, doğru mu görüyorum Morgan Freeman!”

Bir heyecan kaplıyor beni ama konsantrasyonumu bozmadan devam ediyorum sahneme. Bitince inip yanına gidiyorum ayağa kalkıyor, “Müthişsiniz!” diyerek içtenlikle tebrik ediyor beni. Sohbete başlıyoruz kendisine olan hayranlığımı dile getirirken bana bakıp ellerimi avuçlarının içine alıp şöyle diyor “Sen kendinin farkında değilsin.” ve başını sallıyor iki yana…

Burada da insanın kendi özdeğeri ile ilgili güzel bir nasihat alıyorum değerli sanatçıdan. Mütevazilik evet ama özdeğer farkındalığıyla harmanlanmış bir mütevazilik..

Ödülleri

2013 Çırağan Lions Klübü XIX.Türkan Kahramankaptan Ödülleri Opera Sanat Dalında En İyi Soprano Ödülü

2014-2015 Semiha Berksoy Opera Ödüllerinde Ferhan Onat Onur Ödülü’ne layık görüldüm.

Konserleri

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Kopuzlar Oda Orkestrası, Diyagonal İstanbul, Şişli Senfoni Orkestrası ve Toonkunst Leiden Senfoni Orkestrası ile çeşitli konserler yapmıştır.
İDOB çatısı altında seslendirdiği bazı roller şöyledir:

  • Norina, Eurydice, Susanna, Mss Jessel, Adina, Donna Eleonora, Amina,Marguerite, The Governess, Michaela, Zemphira..
  • 2015’de Mersin Uluslararası Müzik Festivalinde Folklorama-Kubat ile çok sesli Türk Müziği örneklerini seslendirmiştir..

2019 Mersin Devlet Opera ve Balesi’nde Carmen Operası’nda Michaela rolünü seslendirmiştir..

 

AYTEN TELEK
OPERA SANATÇISI
KASTAMONU – ABANA
DOĞUM YERİ: İSTANBUL
KATEGORİ: GURBET ELÇİLERİ
TARİH: 14.06.2020
RÖPORTAJ: NECLA TUZCUOĞLU
EDİTÖR: LEVENT ZİHNİOĞLU

Yorumunuz

Related Posts

SAFALAN.COMKastamonu Kültür ve Sanatına dair.

(c) 7S Danışmanlık ve Bilgi Teknolojileri, Tüm Hakları Saklıdır.

1. Basılı yayınlarda yazının tamamı ve/veya bir kısmı www.safalan.com kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
2. Akademik çalışmalarda hiçbir sınırlama yoktur.
3. Elektronik ortamda yayınlanma durumunda kaynak göstermek kaydıyla içeriklerin %40'ı alınıp yazının devamı için Safalan.com’a link verilmesi durumunda alıntı yapılabilir.