Dede-torun ”Talat Mümtaz”lardan Sepetçioğlu’na, müzikten Kastamonuspor’a, ticaretten dernekçiliğe

Kastamonu tarihi söz konusu olduğu zaman Talat Mümtaz Yaman adını duymayan var mıdır bilmiyorum. Tarih öğretmeni, tarihçi ve Kastamonu folklörüne katkıları ile bilinen Talat Mümtaz Yaman... Günümüzde Kastamonu tarihi üzerine araştırma yapan ve makale yazan hemen herkesin alıntı yaptığı Kastamonu Tarihi kitabının yazarı Kastamonulu tarihçi dede Talat Mümtaz Yaman.

Galatasaray spor kulübünün lisanslı sporcusu, Türkiye’nin ilk sörfçülerinden ve otomobil yarışçısı Talat Mümtaz Yaman. Dört bir yanı madalya ve kupalarla dolu olan odası hala korunan sporcu torun Talat Mümtaz Yaman.

Bu haftaki konumuz ikisi de ışık olmuş, toprak olmuş bir dede ve torun’un Talat Mümtaz Yaman’ların öyküsü. Konuğumuz ise dede Talat Mümtaz’ın oğlu, torun mümtaz Yaman’ın babası Yavuz Yaman. Diğer bir deyişle babasını ve oğlunu toprağa vermiş, acıların en büyüğünü kalbine gömmüş bir baba. Zaman zaman gururlu, zaman zaman da gözleri dolan 82 yaşındaki Yavuz Yaman kendi aile hikayesini bizlere anlatırken, aynı zamanda Kastamonu ile ilgili ilginç öyküleri ile bize ışık tutuyordu.

İsterseniz önce dede Talat Mümtaz Yaman’dan yani babanızdan başlayalım, nerede doğmuş kaç yaşında neler yapmış Kastamonu’da?

YY-Rahmetli dedem yani babamın babası Ali Çavuş Araç’ın Öküzören köyündenmiş. Kastamonu’da jandarma olarak askerlik yaparken, hapisleri mahpusları hastaneye götürüp getirirmiş. Bu sırada evin önünde babaannemi görmüş ve beğenmiş. Babaannem o zaman safalanda oturuyormuş.  Terhis olmasına az zaman kala babaannemi istemiş. Büyüklerimiz “İyi verelim, nereye götüreceksin terhis olunca ne yapacaksın?” diye sormuşlar. Büyükbabam “Valla benim işimyavuzyaman_04 gücüm yok, terhis olunca köyüme götürüceğim, çiftçilik yapıyorum” demiş.  “Olmaz, biz köye kız vermeyiz, istiyorsan iç güveysi olarak gir buraya” demişler. Büyükbabam terhis olunca kararını vermiş ve iç güveysi olarak girmiş aileye. O zamanlar  evin önünde geniş bir bahçe varmış, sebze meyve yetiştirirlermiş. Dedem de o işi yapmaya başlamış. Sonra babam yani Talat Mümtaz Yaman dünyaya gelmiş. Okula giderken, yaz tatillerinde babam da manavlık yapmaya başlamış. Babam çocuk yaşlarında ticaretle uğraşmış. Sonra öğretmen okuluna girmiş ve öğretmen olmuş.

İlkokul öğretmenliği ile başlayan eğitimcilik sonrasında, tarih merakı dil tarih coğrafya fakültesinin kapılarını aralıyor ve Talat Mümtaz Yaman Tarih öğretmeni oluyor. Milli Eğitim Müdürlüğü’ne kadar uzanan eğitimcilik kariyerini Yavuz Yayamn’ın anlatımından aktaralım.

YY-Kastamonu öğretmen okulu diye şehrin içinde bir okul varmış orayı bitirmiş. İlk vazifesi olarak Daday’da bir ilkokula öğretmen olarak tayin olmuş. Sonra Kastamonu’ya gelmiş. Hisarardı’na giderken Rum mektebi varmış. Oraya tayini çıkmış. O zamanlarda İlkokul öğretmenlerini dil tarih coğrafya fakültesine talebe olarak alıyorlarmış. Babam da tarihe meraklı olduğu için tarih eğitimi alabilmek için dil tarih coğrafya fakültesine gitmiş ve tarih öğretmeni olmuş. Sonra Kastamonu sanat okuluna tarih öğretmeni olarak atanmış. Sene 1948 filan. 1950 yılında tarih öğretmeniyken babamı Diyarbakır milli eğitim müdürlüğüne tayin ediyorlar. Diyarbakır’da 2-3 sene kalıyor, oradan Hatay’a gidiyor orada milli eğitim müdürü oluyor. Oradan da Zonguldak’a gidiyor. Zonguldak’ta milli eğitim müdürü oluyor.

Talat Mümtaz Yaman kendisi gibi öğretmen, cumhuriyet döneminin yetiştirdiği ilk kadın beden eğitimi öğretmenlerinden Emine Hanımla hayatını birleştiriyor. Yavuz Yaman’dan dinledik…

YY-Annem de Türkiye’nin ilk kadın beden eğitimi öğretmenlerinden biri. Annemi de tabii olarak babam tayin olunca gittiği vilayetin okuluna tayin ettiriyor. Annem de oralarda beden eğitimi öğretmenliği yapıyor. Bende orta mektepteydim. Babamın tayin olmasıyla birlikte biz de Türkiye’yi gezdik.

Yurdun dört bir yanında görev yaptıktan sonra ve Milli eğitim müdürlüğüne kadar yükseldikten sonra, bir gün bir teklif gelir. Abdurrahmanpaşa Lisesine müdür olması istenir. Milli Eğitim Müdürü olmasına rağmen memleketi olduğu için teklifi kabul eder ve hep birlikte Kastamonu’ya dönerler.

YY- O zamanlarda özellikle Kastamonu lisesinde siyasi karışıklıklar vardı. 40lı yılların sonlarıydı. Halk Partisi iktidardaydı. O zamanın  Milli Eğitim bakanı babama diyor ki; “Senin memleketinde lise karışmış bu biraz  tenzili yürütmeolacak ama sen ister misin milli eğitim müdürlüğünden Kastamonu Lisesi müdürlüğüne tayinini?” Babam da düşünmeden cevap veriyor; “Orası memleketim, hizmet etmekten şeref duyarım”. Lise müdürü olarak Kastamonu’ya geliyor babam.

Siyasetin işe karışması ve ardından istenmeden gelen erken emeklilik.

yavuzyaman_01YY-1949’dan sonra 50 seçimleri geliyor. Zamanın valisi telefon açıyor babama, “Müdür bey” diyor. “Şemsettin Günaltay seçim konuşması yapmak üzere Kastamonu’ya gelecek, Lise son sınıf talebelerini Olukbaşı’na karşılamaya çıkar.” diyor. Başüstüne diyor babam da. Çıkarıyor çocukları Olukbaşı’na. Çocuklar alkışlıyorlar filan, bir konuşma yapıyor Şemsettin Günaltay. Aşağıya iniyor şehrin içine dağılıyorlar. Sonra seçim oluyor. Halk partisi seçimi kaybediyor, Demokrat parti iktidara geçiyor. Sonra babamı şikayet ediyorlar, diyorlar ki; “lise müdürü halk partiliydi, talebeleri karşılamaya çıkardı. Milli Eğitim müdürü babamı alıyor lise müdürlüğünden Afyon lisesi tarih öğretmenliğine atıyor. Babam da emekli olmasına 3-4 ay var. Bir sağlık raporu alıyor göreve gitmiyor. 2 ay sonra da emekliliğini istiyor.

Emeklilik sonrası ticaret hayatı başlıyor. Kamu hizmeti ile geçen onca yılın ardından başlayan ve başarılı bir şekilde süren ticari hayat, Talat Mümtaz Yaman’ın girdiği her alanda başarıya ulaşabilecek bir zekasının olduğunu kanıtlıyor. Emeklilikten sonra başlayan ve gelecek kuşakların yaşam biçimini etkileyecek ticaret hayatının nasıl başladığını anlamak için Yavuz Yaman’ın hafızasına baş vuruyoruz.

Babam emekli olduktan sonra ticarete başlıyor. Ticarete başlaması da şöyle: bir gün kulağına Vehbi Koç’un Kastamonu’da bayi aradığı geliyor. Ford bayisi. Müracat ediyor, gidiyor Ankara’ya görüşme yapıyor. Vehbi Koç ile yaptığı görüşmede Koç’un “Sen ne iş görüyorsun” sorusuna verilen “Emekli öğretmenim” cevabı doğal olarak Vehbi Bey için yeterli olmuyor. Babam çocuk yaşlarda babasının yanında ticaret yaparken yaşadığı anıları anlattığında Vehbi Bey Ford Bayiliğini Talat Mümtaz Yaman’a veriyor. Sene 1951, o sene 30 tane ford otomobil satıyor babam. Bir senede 30 tane.  Bu görülmüş bir şey değil. Vehbi Koç çok beğeniyor. Kastamonu’da çalışıyor böylece 5-6 sene Vehbi Koç’un bayi olarak. Sonra Vehbi Bey ne satıyorsa onun bayiliğini biz yaptık Kastamonu’da. Mesela Kastamonu’ya ilk buzdolabını biz getirdik. İlk traktörü biz getirdik sattık. Böylece, Yaman Ticaret Evi doğuyor.  1958’de İstanbul’a gelip ithalat işine girmeye karar veriyor. Kastamonu’daki işin başına beni geçirip, kardeşimle birlikte İstanbul’a gidiyor ve yedek parça ithalatına başlıyor. Son derece de başarılı oluyor.

Dede Talat Mümtaz Yaman’ın tarihe ilgisi “Kastamonu Tarihi” adlı eserini yazmasına sebep olmuştu. 1935 yılında yazılan ve bugün bile tarih araştırmacıları için referans olan kitabın yazılışı, Talat Mümtaz Yaman’ın tarih eğitimi almadan önce ortaya çıkardığı bir eserdi. Bu eserin yanısıra çok esere imza atan Talat Mümtaz Yaman’ın bir diğer eseri de Cihannümanın İlaveli Bir Nüshası’dır. Kültür Bakanlığı kayıtlarında Talat Mümtaz Yaman adı Kastamonu folklörü ile de yana yana gelmektedir. Özellikle Sepetçioğlu’nun bugün oynandığı formu ortaya çıkartan kişi olarak anılır. Ayrıca Sepeçtioğlu’nun sadece erkekler tarafından oynanan bir oyun olmadığının kanıtı da yine Talat Mümtaz Yaman’da vardır. Peki Yavuz Yaman bu konuda neler hatırlamaktadır…

YY-Sepetçioğluyla ilgili şöyle anlatayım ben. Ben beden eğitimi hocasıyım. Gazi eğitim ensititüsünden beden eğitimi bölümünden mezunum. Son sınıfta müzik dersimiz ve halk oyunları dersimiz vardı. Halil Bedi Yönetken adında bir müzik hocamız vardı. Meşhur bir müzisyen. Bu bir gün müzik dersinde piyanonun başında Sepetçioğlu’nu çaldı. “Bu oyunu oynamayı bilen var mı?”, dedi. “Hocam, çalarsanız ben oynamaya çalışırım”, dedim. “Peki”, dedi, piyanonun başına geçti çalmaya başladı. Sonra da, “bunu bilin, bu oyunu Türkiye’ye lanse eden Talat Mümtaz Yaman adında bir ilkokul öğretmenidir”, dedi. “Hocam, bendeniz o zatın oğluyum”, dedim. Babamın arkadaşıymış meğer. Sonra babamdan duyduğum bir şey daha var. 1928 yılı sanırım. Odeon plak şirketi babamı İstanbul’a çağırmış. Sepetçioğlu’nu plağa kaydetmişler. Bu sırada annemle birlikte oyunu da oynamışlar. O günün parası ile şirketten 300 lira para aldık derdi babam. Ancak o plağa bir türlü ulaşamadım. Eskiden Sepetçioğlu 3 kız 3 erkekle oynanırmış. Rahmetli annemle babam her Cumhuriyet balosunda, resmi gece toplantılarında bu oyunu oynarlardı. Karşılıklı ikisi beraber oynarlardı.

Yavuz Yaman babası Talat Mümtaz Yaman’ı böyle anlatıyordu. Peki ya kendi hakkında neler söylemek isterdi. Kendi hayatı ve deneyimleri hakkında söyleyecekleri Kastamonu tarihi açısından da önemliydi bizler için. Kastamonuspor ve Kas-Der ‘in kurucuları arasındaydı.

YY-Ben efendim 1928 20 martta doğmuşum. İlk mektebimi Kastamonu’da Muratbey mektebinde okudum. Muratbey şimdiki Gazipaşa. Oradan mezun oldum. Orta mektebi Kastamonu Lisesinin orta bölümünde başladım. 2. sınıfında babamın memyavuzyaman_02uriyeti nedeniyle Diyarbakır’a gittim. Diyarbakır’da orta mektebi okudum. Ondan sonra babam Hataya memur tayin oldu. orta son ve Lisede Hatay’da okudum. Zonguldak’a geldik. Son sınıfta Zonguldak Ferikel lisesindeydim. Oradan mezun oldum. Spor yapıyordum. Futbola meraklıydım. Basketbol voleybol oynardım. Gazi eğitim enstitüsü beden eğitimi öğretmenliğini kazandım. Annem gibi beden eğitimi öğretmeni oldum. Fakat son sınıfta tüberküloz oldum, verem oldum. Beden eğitimi öğretmenliği yapamaz diye rapor verdiler. Mecburi hizmetim vardı, babam o zaman kastamonuya tayin olmuştu. Beni Milli eğitim müdürlüğüne katip olarak görevlendirdiler. Katip olarak çalıştım. Babam ticarete başlayınca adama ihtiyacı oldu. bende kalan mecburi hizmetimi nakit olarak ödedim. İstifa ettim ayrıldım ve ticarete başladım. Sonra babam istanbul’a gitti. Kastamonu’da ki işi bana emanet etti. Orada başladık. Vehbi Koç Türkiye’de ne yapıp satıyorsa biz onun kastamonu’da bayisiydik.

Çocukluğunda İsmet İnönü ile yaşanmış anılar vardı. İsmet İnönü Kastamonu’ya geldiğinde evlerinde kalmıştı. Zaten duvardaki bir kaç fotoğraf, Yaman ailesi ile İsmet İnönü’yü bir arada görüntülüyordu. Yavuz Amca; “İsmet İnönü ile benim fotoğrafım varya duvarda duran. İşte o fotoğraftaki koltuk bu!” diye benim oturduğum koltuğu gösterdiğinde, bir an için etkilenmedim desem yalan olur. Evin baş köşesini işgal eden ve benim için o dakikaya kadar sıradan olan o koltuğun tarihe tanıklık ettiğini bilseydim, acaba o kadar rahat oturur muydum bilemiyorum.

YY-Sene 1958.  İsmet İnönü damadı Metin Toker’le birlikte Kastamonu’ya geldi. Sanırım seçim konuşması için gelmişti. O zaman tek parti dönemi ve CHP iktidarda. Bizim evde misafir ettik. Annemin mutfak kültürü çoktu. İsmet Paşa’nın bizde misafir olacağını duyduğu zaman hemen hazırlıklara başladı. Önce bir kokteyl verilecek sonrada yemek yenecekti. Arkadaşın biri saymış sofrada 40 çeşit meze varmış.  O duvardaki fotoğraflarda o gece çekildi.

Yavuz Yaman Kastamonuspor kurucularındadı. Kastamonuspor ile ilgili anılarını dinlemek, bilmediklerimizi öğrenmek adına bizler için önemliydi. Kimbilir bize neler anlatacaktı.

yavuzyaman_03YY- Evet ben Kastamonusporu ilk kuranlardanım. Kastamonusporun şöyle 3 kuruluş hikayesi var. Birincisini ben hatırlamıyorum. Çocukluğumuzda kurulmuş belki biz doğmadan kurulmuş. Uuzun zaman sonra bırakıyorlar, ilgilenen olmuyor ve kapanıyor. Ondan sonra şunu yeniden canlandıralım dedik. Sonradan 50li yıllarda yeniden kurduk kastamonusporu. O zaman renkleri yeşil siyahtı. Ondan sonra ikinci lig kuruldu Türkiye’de. Kastamonusporu ikinci lige alalım dediler. Peki dedik. Yeni bir kastamonuspor kurduk. İkinci lige girebilmek için yeniden kastamonuspor kurduk. O zaman en meşhur takım Dünyada intermi neydi. (İtalyan İnet Milan takımı)  Kırmızı siyah renkleri. Bizde o rengi aldık kastamonuspora. Yeşil siyahı bıraktık, kırmızı siyahı aldık.  İnterin renklerini aldık.

1967 senesinde yani kurulan ikinci lige katılabilmek için var Kastamonu tarihinde çok önemli olduğunu düşündüğüm bir olay gerçekleşir. O dönemde Kastamonu’da amatör olarak faaliyet gösteren yeşil-siyah renklerindeki Kastamonuspor ile mavi-siyah renklerindeki Çamsuspor birleşme kararı alırlar. Amaç güçleri birleştirip profesyonel olmak ve ikinci ligde Kastamonuyu temsil etmektir. Ve bu birleşim gerçekleşir, Yavuz Yaman’ın ifadesi ile Kastamonuspor üçüncü kez kurulur. Bu birleşim için yeni renkler gereklidir. Ve yine kuruculardan Yavuz Yaman’ın söylediklerine göre aranan renkler İtalya’dan İnter Milan kulübünden seçilir. Yani Kırmızı-Siyah… Yavuz Yaman o günlere ait bir anısını da anlatır. Bizlerde okuyucunun samimiyetine ve hoşgörüsüne dayanarak aynen aktaralım…

YY-O zamanın yönetiminde iğdirli Ahmet vardı. Sözü geçen biriydi. Onu da alalım, bize faydası olur dedik. Bir gün dedi; “Allahın izniyle ben bu takımı üçüncü lige çıkarıcam” dedi. Takım zaten ikinci ligde. Böyle de bir hikayesi var bunun. Sonra ben İstanbul’a geldim ve Kastamonuspor ile ilgilenemedim.

Yavuz Yaman İstanbul’a yerleşme kararı alır. Böylece emeklilik günleri başlayacaktır. İstanbul’a geldiğinde arkadaşlarla Kastamonu’da başlayan dostluklar, İstanbul’da devam edecektir. Yavuz Ballık bunlardan biridir. Bu dostluk başka arkadaşların katılımıyla büyür ve Kastamonulular Dayanışma Derneğinin kurulmasına vesile olur. Yavuz Yaman; Yavuz Ballık ve Sudi Topal’dan sonra Kas-Der’in 3. Başkanı olur.

Kastamonu denildiğinde yüreğim titrer. Ben hala televizyonda Kastamonu adını duyarım içim titrer. Çok meraklıyım, hemşerilerimi çok severim. Dernek kuralım dedik kastamonudaki yaşantımızı burada devam ettirelim dedik. Meşhur babalar gecemiz var, burada da onu yapalım dedik.  Toplantılar yaptık ve derneği kurduk. 1980 li yıllarda derneği kurduk. Onun da başkanlığını yaptım bir zamanlar. Yavuz Ballık 4 yıl başkanlık yaptı, sonra 1 yıl Sudi Topal Başkanlığı devir aldı.  Ondan sonrada ben devir aldım.

Ve tabiki Abana. Abana Yavuz Yaman’ın hayatındaki en önemli yerlerden biri ve 50 yıldan uzun bir hikayesi var. Yavuz Yaman hemen hemen bütün yazı Abana’da geçiriyor. Kış ayları geldiğinde İstanbul’a dönüyor. Peki bu tutkuya dönüşen Abana sevdası nasıl başlamıştı.

1954 senesinde seçim progandası vardı. Halk partiliz biz. O zamanlar Abana’ya gitmek kolay değildi. Yol yoktu. İnebolu’ya giderdik, oradan motora biner denizden Abana’ya giderdik. İlk Abana’ya gittiğimde hayran kaldım ve dedim kendi kendime; “Lan ne güzel yer burası, arkan orman önün deniz.”  Ondan sonra her sene yazlık ev tutardım. Çocukları bırakırdım, cumartesi öğleden sonra gelirdim, Pazar günü dönerdim akşam. Sonra yol yapıldı, yukarıya kadar yaralıgöze kadar yapıldı. Yaralıgözden telefon ederdim Abana Belediyesine cip vermiştik tenteli. Jeep bayisiydik o zaman. Belediye Başkanı Kazım bey rahmetli şöför Macit vardı, Maciti yollardı yaralıgöze. Ben arabayı söförle kastamonu’ya yollardım. Jeep ile Macitle abanaya giderdim. Sonra da 35 sene evvelden o evi yaptırmıştım. Palmiyeli ev olarak bilinen ev.

Yavuz Yaman’ın müziğe karşı aşırı bir tutkusu olduğunu duymuştuk. Türk Müziğine karşı olan bu ilgiyi merak ediyorduk. Ayrıca birde kolleksiyonu olduğunu duymuştuk. Yavuz Yaman’ın evinde duvarı süsleyen tambur, masanın üzerinde hala çalışır halde duran Gramofon ve dolaplardaki sayısız kaseti gördüğümüz zaman duyduklarımızı birde gözlerimiz ile algılamış olduk.

yavuzyaman_06YY- Türk musikisine merakım çok. Kaset merakım vardı. Bıraktım artık, pek çıkmıyo zaten kaset. Şimdi cd çıkıyor. Hep soruyorlar kaç tene kasetin vardır diye,  merak edenlere bende soruyorum bil bakalım kaç tane vardır. Her halde 100 tane vardır diyorlar, ne yüzü diyorum son numara 1473. Hepsi var, Türk sanat müziği, karışık şeylerde var, fihristi var, hepsi numaralı.  Duvardaki tanbur, ben bir ara tanbul çalardım. Sadun aksütten ders aldım, tanbur dersi, meşhur müzisyen Sadun Aksüt ders aldım. Todori’ye çok giderdim. Selahattin Pınar’ı anmak için 15 sene anma gününe Kastamonu’dan Todori’ye geldim. Kastamonu’da  başlattığımız babalar gününü İstanbul’da da devam ettirdik. Sonra ben karar verdim ve zaten emekliyim dedim, işim yok. Bari bir lokanta açayım. Burada pangaltında bir lokanta açtım. Arkadaşlarla orada toplanmaya başladık. Babalar gününü orada düzenledik. Hiç unutmuyorum, Selahattin pınarın ölüm günü 6 şubattır. Todari meyhenesinde senelerce ben kastamonu’dan istanbul’a 6 şubat gecesi Todari meyhanesine Selahattin pınarı anmaya geldim. Üst üste her sene 10 sene filan, sonra bizim lokantada Erol Sayan’ı çağırdım ve Selahattin pınar gecesi yaptık orada. Lokanta hacca gidene kadar devam etti. Allah hac nasip etti, ondan sonra bıraktım.

Yavuz amca konuşması sırasında kolleksiyonunda bulunan bir kaseti çıkarmış ve kasetçalara koymuştu bile. Sepetçioğlu çalıyordu çalmasına ama 82 yaşındaki Yavuz amcanın gözlerindeki ışığı burada anlatmak için sanırım kelimeler yetmeyecektir. Oturduğu yerde elleri ile tuttuğu tempo, dizlerini yere vuran efeye o figürü tekrarlaması için sanki bir komuttu; “Bi daha.”  Birlikte dinledik kaseti ve şöyle dedi Yavuz amca; “Babalar gününde kaydettim bunu Kastamonu’da. Sazı çalan kim biliyoumusun? Yusuf Çebi. Karayolları Bölge Müdürü vardı. O işte. Herkes vardı o akşam.” Kaset bittiğinde gözüm gramofona takıldı. Merak ediyordum hala çalışıyor mu, yoksa süsmüydü? Sormamla birlikte ayağa kalktı Yavuz Amca ve özenle kutusundan çıkardığı iğneyi gramafona takıp çalıştırdı. Ve o ayakta gramofonun yanında, bizlerde oturduğumuz yerde gramofondan gelen sesin büyüsü ve hüznü ile öyle sessizce oturduk.

Sıra gelmişti torun Talat Mümtaz Yaman’a. Yavuz Yaman’ın bu konda anlatacakları bir babanın evlat acısı ile dudaklarından dökülen sözcükleri dışında, yaşasaydı bugün bir çok başarıya farklı alanlarda ulaşabilecek bir başka değerin kısa süren hayat hikayesine sığdırabildiği başarıları da gözlerimizin önüne serecekti. “Allah düşmanımın başına vermesin” diye söze başladı Yavuz Yaman ve devam etti…

YY-Allah düşmanımın başına vermesin. Evlat acısı çok zor bir şey inanın. Kabri Kastamonu’da ve 20 günü 1 ay yapamıyorum, Kastamonu’ya muhakkak gitmem lazım, olmuyor sanki orada bekliyormuş gibi geliyor. Allah sizlere göstermesin, kimseye göstermesin.  Yıldız Teknik Üniversitesinde okuyordu. Makine Mühendisi olacaktı ve bir senesi kalmıştı.

Torun Talat Mümtaz Yaman 1967 senesinde Kastamonu’da doğmuştu. İlk okulu orada bitirmiş, sonra ailece İstanbul’a yerleşmişlerdi. Torun Talat Mümtaz bir Fransız okulu olan Saint Benoit lisesini bitirmişti. Üniversite sınavları sonucu Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümüne girdi. Öğrenimine devam ederken, iki önemli hobisini bırakamıyordu. Talat Mümtaz’ın iki tutkusu vardı; Surf ve otomobil yarışı.

YY-Otomobil yarışlarına giderdi, ralliciydi. “Dünyanın en tehlikeli şeyi oğlum, etme” dedim. Beni dinlemezdi. Sörf de yapıyordu. Galatasaray kulübünün lisanslı sörfçüsüydü. Çok severdi sörf yapmayı. Yazları Abana’ya getirirdi sörfünü. O zamanlarda Ramazan yazlara gelirdi ve bayramda Abana’ya gelirdi. Bayramda ufuktan giden gemilerle bayramlaşmaya giderdi sörfle, “kaptanlara bayramlaşmaya gidiyorum” derdi. Madalyaları dolu odasında, kupa dolu. Birincilikleri ikincilikleri var hep.

Kara haber tez ulaşır derler ya, 1989 senesinin 2 Nisan günü yaşananların haberi de Yavuz Yaman’a tez ulaşmıştı. Oğlu Talat Mümtaz Yaman Kilyos’ta sörf yaparken kaybolmuştu. Bu zor anları yeniden yaşarcasına anlattı Yavuz Yaman…

YY-2 Nisan 1989’da arkadaşları ile Kilyos’a sörf yapmaya gidiyor. Sörf yaparken fırtınalı bir hava, dalgalar göklere çıkıyor. Soğuk rüzgar esiyor. Yelken düşüyor kaldırıyor, düşüyor kaldırıyor düşüyor, yoruluyor dinleneyim derken burada (ensede) bir nokta varmış ensede öyle bir yerde felç oluyormuş donunca soğuktan. Felç oluyor düşüyor sörften. Arkadaşları görüyor ama yanına gidecek ne gemi var, ne motor var, ne sandal var, hiçbir şey yok. 24 saat sonra 100 km ötede bulduk. Denizden helikopterler tuttuk aradık. Allah buldurdu. Sörf gitmiş bir tarafa sadece cesedini bulduk.

Ateş düştüğü yeri yakıyor ama Yavuz Baba’nın ses tonu bizlerin de içinde bir şeyleri sızlatmaya başlıyordu. Evlat acısını yok etmese de, hafifletecek bir gelenek geride kalan 20 sene içinde Yavuz Yaman’ın tek tesellisiydi. Bakın neler olmuştu son yirmi senede…

YY-Oğlum 2 nisanda rahmetli oldu. bu sene 20 sene oluyor.  89 yılı 19 mayısta kapı çaldı. Oğlumu kaybedeli bir yıl olmuştu. Bir baktım kapıda rahmetlinin arkadaşları. 5-6 kişi bana gelmişler. Beni aldılar ve dışarıda yemeğe götürdüler. Bu böylece her yıl devam eder. Bir yıl boyunca hiç biri ile konuşmayız. Ama 19 Mayıs oldu mu akşam çıkar gelirler ve o gece geç saatlere kadar dışarı çıkar yemeğe gideriz.  Ahbaplık eder, dostluk ederiz. 7-8 sene evvel geldiler. Yavuz amca artık hepimiz iş sahibi olduk para kazanıyoruz, bundan sonra siz bizim misafirimiz olun dediler, onlar beni götürüyorlar şimdi. Her 19 mayıs akşamı alırlar beni gideriz. Anarız böyle işte…

Kelimelerin düğümlendiği ve ağızdan çıkmadığı anlar vardır. İşte o an bazen susmak, hiç konuşmamak çok daha fazla şeyler anlatır. Zaten bir şeyler sormak isteseniz de soru, anlatmak isteseniz de cevap çıkmaz ağzınızdan. Biz de kelimeleri bitiriyor, dede ve torun Talat Mümtaz Yaman’a rahmet ve ışıklı yollar diliyoruz. Kim bilir belki bir 19 Mayıs’ta biz de katılırız Yavuz Amcaya….

Todori: Kızıltoprak`dan Fenerbahçe`ye giden yol üzerinde, eski Kalamış iskelesine inen yolun hemen başında Kadıköyün bir dönem en tanınmış meyhanecisi Rum Todori ve ailesinin işlettiği bir meyhane bulunurdu. Küçük köhne bir yapı, çınar ağaçları ile süslü bahçesi ile Todori`nin meyhanesi sırf Kadıköylülerin değil, bir çok ünlü sanatçının`da vazgeçilmez mekanlarından birisiydi. Küçük tabakları ile yaklaşık 30 ila 40 tür meze sunan Todori`nin en tanınmış mezesi ise ciğer tavası idi. Her zaman taze ve damakta dağılan lezzetiyle ciğer tavası, sofra kuranların vazgeçilmezi olarak hatırlanır. 1960 ihtilalini takibeden yıllarda Todori mekanını devretmiş ve önceleri bir bankaya şimdilerde ise Fenerbahçe Spor Kulübüne geçmiştir.

Previous post

Kastamonu Festivalleri Ayağa Düşmüş Durumda

Next post

Kastamonu’ya köprü olalım, köprü kurmayalım

No Comment

Leave a reply