Kastamonulu Birbirini Sevmiyor

Kastamonu’da doğdu. Ancak ailesinin 50’li yılların sonlarında İstanbul’a yerleşme kararı ile birlikte İstanbul’da yaşamaya başladılar. Bir Fransız okulu olan Saint Joseph Lisesi’ni bitirdi. Sonra Paris’te eğitim gördü. 1980 senesinde Paris’ten İstanbul’a ailesinin yanına döndü ve evlendi. Henüz 25 yaşındaydı.

Kastamonu’da doğdu. Ancak ailesinin 50’li yılların sonlarında İstanbul’a yerleşme kararı ile birlikte İstanbul’da yaşamaya başladılar. Bir Fransız okulu olan Saint Joseph Lisesi’ni bitirdi. Sonra Paris’te eğitim gördü. 1980 senesinde Paris’ten İstanbul’a ailesinin yanına döndü ve evlendi. Henüz 25 yaşındaydı. Babasının karşısına dikildi ve “Ben Kastamonu’ya gitmek istiyorum” dedi.

Bugünkü söyleşimizde Kastamonu’da eğitimle ve ticaretle uğraşan köklü bir aileden gelen, uzun yıllar Kastamonu’da ticaret ve siyasetle uğraşmış Mehmet Yaman’ı konuk ediyoruz. Hayat hikayesinden, kalkınmaya ve siyasete dair bir çok sorumuza çok içten cevaplar veren Mehmet Yaman bu samimiyeti şöyle dile getiriyor:

“Kastamonu hakkında söylenecek çok şey var. Ancak siyaset ile uğraşırken maalesef bunlar söylenemiyor. Artık yanlışlarımızı söylemek ve gelecek nesillere doğruları göstermek zorundayız. Ben şi_DSC0906mdi rahat konuşabilirim çünkü siyasetle artık uğraşmıyorum.”

İyi bir eğitim aldıktan sonra İstanbul’da kurulan bir aile düzenini bırakıp, Kastamonu’ya neden döndüğü doğal olarak merak konusu oluyor. Ticaret, para kazanma ve yeni bir hayat kurmak dışında Kastamonu sevgisi olarak karşımıza çıkan bu geri göçü de Mehmet Yaman şöyle açıklıyor:

“Kastamonu’ya iş kurmak için gitmedim. Varlıklı bir ailenin çocuğu sayılırım. Ama Kastamonu sevdası o kadar büyüktü ki içimde, 25 yaşındayken “Gidelim bir bakalım”, dedim. Babam, “Ne yapacaksın Kastamonu’da”” diye sordu. Yeni evlenmiştim. Eşim de Kastamonulu değil Ordulu. Sonunda karar verip iki sene kalmak için Kastamonu’ya gittik. İki sene diye planladığımız bu süre 15 sene oldu.”

Kastamonu’da geçen 15 yılın sonunda pişmanlık var mıydı? Keşke gitmese ve İstanbul’da kalsam dediği dönemler olmuş muydu? Sordum.

-Kastamonu’da ticaretle uğraştım. Ama şimdi düşünüyorum da gitmeyip İstanbul’da kalsaydım kimbilir neler olurdu? Bir kere maddi açıdan şu an olduğum yerin kat kat üzerinde olurdum. Çünkü 80 senesi Türkiye’nin dönüm noktasıydı. Özal’ın gelmesiyle birlikte, serbest pazar ekonomisine geçilmesi, teşvikler, yatırım kredileri… Şu an düşünüyorum da ben 15 yıl Kastamonu’da oturmakla bunların hepsinden mahrum kaldım. Çünkü Osmanbey’de oturuyordum, Taksim’de işyerlerimiz vardı. Tekstil Türkiye’de Osmanbey’de patladı. Ve o zaman benim Osmanbey’in kalbinde 3 katlı dükkanım vardı. Bütün bu imkanları bırakıp doğduğum yere Kastamonu’ya dönüp gittim ve işe başladım. O dönem çok şey yapmak istedim. Ticaret yapmak istedik, yapamadım. Politika yapmak istedim, ancak büyük engellerle karşılaştım.

Tanıdık insanlarla iş yapmak çok zor. Şunu anladım ki, yeni baştan bir kalıp kurmak, eğitim sistemini yeni baştan kurmak lazım Kastamonu’ya. Öyle değişik şeylerle karşılaşıyorsun ki, ben İstanbul’da doğdum, İstanbul’da yetiştim. Orada yetişseydim belki ben de o kalıpta olurdum. Aynı şeyleri ben de düşünürdüm. Tam birşeyler düşünüyorsun, iyi niyetli birşeyler yapmak istiyorsun, arkandan öyle şeyler söyleniyor ki, arkandan öyle dedikodular gelişiyorki, bir süre sonra ben bile inanmaya başlıyordum. ’Acaba ağzımdan kaçmış olabilir mi, ben böyle birşey söyledim mi’ diye düşünmeye başlıyordum. Çok tereddüte düştüğüm oldu. Hatta eşime bile sorduğum olmuştur ben bunları söyledim mi diye.”

  • ••

Aslında herhangi bir soru sormama gerek kalmıyordu. Mehmet Yaman, derin Kastamonu bilgisi ve siyasi tecrübesi ile sanki aklımdaki bütün sorulara yanıt getirecek şekilde anlatıyordu tespitlerini. Kastamonu’ya gittiği zaman kendi işini kurmuş ve ticarete başlamıştı. Ancak Kastamonu’da yaşadığı süre boyunca hayatını değiştirecek bir gelişme, daha Kastamonu’ya gitmeden önce İstanbul’da olmuştu. Mehmet Yaman Adalet Partisi Beyoğlu teşkilatına katılmış, gençlik kollarında aktif siyasete başlamıştı. Kastamonu’ya yerleşmesi ile birlikte partinin Kastamonu teşkilatına katılmış ve o yıllarda Süleyman Demirel ile yakın ilişki kurabilmişti. 12 Eylül ihtilali ile birlikte yasaklanan siyaset sonucu siyasete ara vermek zorunda kalmış, ancak Doğruyol Partisi’nin kurulması ile birlikte partinin Kastamonu teşkilatının kurucuları arasında yer alıp tekrar aktif siyasete geri dönmüştü. O günleri şöyle anlatıyordu Mehmet Yaman:

-Süleyman beyle o kadar çok anım varki, hangi birini anlayatım? Süleyman beyin Kastamonu’ya söz verip de yapamadığı çok az şey vardır. MeselaMehmet_yaman_03 sen Araç’taki çimento fabrikasının hikayesini biliyor musun? Süleyman bey onun için söz verdi. Başladık çalışmaya, ardından ihtilal oldu. Ondan sonra da Devlet çimento fabrikasından vazgeçti. Süleyman bey Kastamonu’yu çok severdi. Çok geldi Kastamonu’ya. Benim il başkanlığım döneminde aşağı yukarı 5-6 sefer geldi. Hazreti Pir’de sabah namazı kılmayı çok sever. Bizim etli ekmeği çok sever. 80’li yıllarda Kastamonu hiç bir yatırım almadı. Türkiye o zaman kabuk değiştirdi ama Kastamonu hiç bir yatırım almadı. Türkiye büyük teşvikleri o zaman gördü. Ama o teşviklerden Kastamonu pay alamadı. Ilgaz’ı milli park yaptılar o kadar. Onun haricinde Özal döneminin Kastamonu’ya yaptığı hiç bir yatırım yoktur.

  • ••

Söz, Kastamonu ekonomisi ve Kastamonu’nun kalkınmasına geldiği zaman, Mehmet Yaman’ın söyleyeceği çok şey olduğunu zaten biliyordum. Ancak Yaman’ın öyle nokta vuruşu tespitleri vardı ki, hepsi de birer reçeteydi. Kastamonu söylendiği gibi fakir bir şehir miydi?

-Ben şimdi Kastamonu’ya baktığımda Kastamonu fakir makir değil biliyor musun? Kastamonu fakir değil, gerçekten değil. Kastamonu sadece zengin değil. Şu andaki duruma bakıyoruz. Kastamonu şu anda Türkiye’de gelir düzeyinde kırk ikinci sırada. Ben söylemiyorum bunu istatistikler söylüyor. Kastamonu için söylenebilecek şey sadece ekonomik anlamda zengin olmadığı. Yani Kastamonu’da zengin diyebileceğimiz nitelikte işadamlarını ben göremiyorum.  Benim anlayışımla bugünün şartlarında zenginlik ölçüsü 50 milyon dolar. Bir kaç milyon doları cebine koyduğun zaman günümüzde zengin olunmuyor. İstanbulda’da durum aynı. Gerçek anlamda zengin diyebileceğin Kastamonulu sayısı iki elin parmaklarını geçmez. O zaman Kastamonu’nun kendi zengininden Kastamonu’ya yatırım beklemek hayal oluyor.

  • ••

Peki, neler yapılmalıydı? Siyasi tecrübesi, Kastamonu’da ticaret yapması sonucunda edinimleri sadece tespit yapmak dışında çözüm önerileri de üretmiş miydi? Mehmet Yaman Kastamonu kalkınmasının sadece iki şeyle başlatılabileceğini söylüyor: “İnebolu Limanının açılması ve Karadeniz sahil yolunun bir an evvel yapılması.”

Bu iki şey gerçek olursa ancak başlangıç noktasına gelinebilecektir Yaman’a göre.  İnebolu Limanı ve Sahil yolu hakkındaki fikirleri 80’li yıllarda Vehbi Koç ile yaşadığı bir anekdot sonucu şekillenmişti. Koç bayilikleri ile gelişen dostluk sonucunda Vehbi Bey Kastamonu’ya gelmiş ve Yaman ailesinin konuğu olmuştu. Vehbi Bey bu ziyaret sırasında Mehmet Yaman’a şöyle demişti: “Beni İneboluya götürün.”   Vehbi Bey neden İnebolu’ya gitmek istiyordu? Aklıma gelen bu soru, yıllar öncesi Mehmet Yaman’ın aklını da kurcalamış ve Vehbi Bey’e sormuştu. Aldığı yanıtı ve İnebolu gezisini Mehmet Yaman’ın sözcüklerinden yazalım:

“ 87 senesinde Vehbi Koç Kastamonu’ya beni ziyarete geldi. Dedi ki beni İnebolu’ya götür. O güne kadar defalarca Vehbi beyle bir araya gelmiştik. Kastamonu’yu çok sevdiğini biliyordum. Dedemin ahbabıydı zaten. İnebolu’ya gitmek isteyi
nce şaşırdım. İnebolu’ya gidince sordum, neden İnebolu’ya gelmek istediğini. Vehbi bey geliyor diye herkes hazırlık yaptı İnebolu’da, geziyoruz İnebolu’yu… ‘Ben burada bir otelde kalıyordum o oteli bul bana” dedi.” O zaman sordum “efendim hangi senelerde geliyordunuz İnebolu’ya”,  “ya 19 dedi ya da 20” dedi. “Peki ne yapmaya geliyordunuz” dedim. “Ben ithalat yapardım ve mallarım buraya gelirdi” dedi. Ben bunu bire bir Vehbi beyin ağzından duydum. “Küre’de kalırdım” dedi. Ecevit hanında kaldığını kendinden duydum. Gittik Vehbi beyin kaldığı oteli bulduk, harabeye dönmüş. Ve ben bütün politik hayatımda bunu ışık aldım. Ve dedim ki İnebolu limanı eski haline dönerse Kastamonu’ya birşeyler olur.

Neden olur anlatalım. Kastamonu şu anki durumuyla Türkiye’de bir çıkmaz sokak. Ankara’dan giriyorsun Çankırı – Kastamonu. Sağa git Vezirköprü, Samsun yolu bozuk bir yol. Sola git Zonguldak. Dolayısı ile Kastamonu’ya gelen adam çıkmaz bir sokağa giriyor. Tosya’dan geçen yol aslında Kastamonu’dan geçecekti. Bu yolu çok arzu ettik, ama demek yeterince edememişiz. Yol Tosya’dan geçti. Bir kentin gelişmesi için ya yol üstü olacak ya da oraya yol olacak. 20’li yıllara döndüm araştırdım. O yıllarda Türkiye’nin bütün malının İnebolu’ya geldiğini, o kadar kötü yol şartlarına rağmen oradan Anadolu’ya dağıldığını gördüm.

Çocukluğumda hatırlıyorum, 50’li 60’lı yılları. 50’li yıllarda Kastamonu’da Dodge, Desoto, Ford bayisi vardı. Şimdi bayilik otomobil firmalarına bayilik almak için gittiğinde vermiyorlar. Kastamonu’da ve İnebolu’da gemi acentaları vardı. Nereden hatırlıyorum, tatillerde İnebolu’ya gittiğimde sigaraya yeni başlamıştım, Chron sigarasını bir tek orada bulurdum. Gemiciler getirirdi. Hiç unutmuyorum. Şimdi bunların hepsi tarih içersinde kayboldu. Kime gitti bu. Ereğli’ye gitti, Samsun’a gitti, Trabzon’a gitti. 1946 senesinde Kastamonu’nun nüfusu zannediyorum 600 bin ve 2 bin köyü hınca hınç dolu. Kastamonu’da yetişen buğday da yetiyor, para kazanılıyor. Hayvancılık para kazanıyor. Ormancılık para kazanıyor. Bu ne demektir ki 600 bin kişi orada mükemmel yaşıyor. O zamanlar Kastamonuda ayakkabı fabrikası var. Şık Kundura var. Kastamonu’da gazoz fabrikası var. Tosya’da elma suyu fabrikası var. Tela fabrikası var. Dokumacılık var. Bunlar neden var? İnebolu limanı işliyor ve oradan gelen mal geçişleri var. Tüccarlar geçiyor mutlaka Kastamonu’dan. Yatıyor, barınıyor, konaklıyor. Mal alıyor satıyor. Dolayısı ile yol güzergahı üzerinde olması nedeniyle Kastamonu da işliyor. Peki şimdi Türkiye’nin şartları ne? Ne yapmak lazım? Yol yapmak lazım.  Limanı işletip bağlantı yollarını yapmak lazım.

Sonuçta ben herşeyi İnebolu Limanına bağlıyorum. Bundan hareketle önümüzdeki 100 yıl mı dersin, 50 yıl mı dersin, Kastamonu’ya bir şey yapılmak isteniyorsa, bir kere Ilgaz dağının pas geçilmesi lazım. O yolun Ilgaz’dan geçmemesi lazım.  İhsangazi üzerinden Atkaracalar’a inen bir güzergah var. O güzergah üzerinde bir çalışma olduğunu duydum Çok merak ediyorum. Gidip bakacağım. Yerel yönetimler mi yapıyor yoksa hakikaten devlet mi yapıyor merak ediyorum. 3-4 tane viyadük yapılıp bir iki engebe yerin atlatılması lazım. Bu yol yapılırsa Ankara iki saat olur. Dolayısı ile Ilgaz Dağı mutlaka pass geçilmeli. Ilgaz dağı sadece turizm merkezi olmalı. Şimdi çok büyük bir şans var. Karadeniz otoyolu. Ne yapıp yapıp o yolu mutlaka Kastamonu’dan geçirmemiz lazım. Güzergahı güzel ayarlanıp, doğaya ve Küre dağlarına zarar vermeden Seydiler’in arkasından bu yolun mutlaka geçmesi lazım. Bu yol ile birlikte İnebolu Ankara yolu da biter ve liman işletilirse korkunç güzel bir şey olur. Aksi taktirde devletten alınan emekli maaşı ile bu iş gitmez”.

  • ••

Ekonomik anlamda 50-60 yıl öncesine göre daha az gelişen bir Kastamonu’da, bu geri kalmanın sebeplerini sordum. Mehmet Yaman’ın bu konudaki tespitleri de son derece can alıcıydı. Diğer şehirlerin ekonomik anlamda gelişmesini sanayi yatırımlarına bağlıyordu. Bir yerin kalkınabilmesi için oraya yapılacak yatırımlardan çok, yöre halkının o yatırımları istemesinin daha önemli olduğunu vurguluyordu Mehmet Yaman. Çevre iller sanayi yatırımı isterken, bizimse işin kolayına kaçarak Ankara’dan sadece Bölge Müdürlükleri istediğimizi ve bunun ise ciddi bir hata olduğu görüşündeydi. Çünkü Yaman’a göre halk tembelliğe alışıyordu.

“O zaman biz deseydik ki, limanı işletelim. Şimdi farklı olurdu. Biz ne demişiz gelsin bölge müdürlükleri… Ahmet ağanın bütün torunları, ailede kaç adam varsa işe girsin, 10 kişinin yapacağı işe 100 kişi alınsın. Hepsi otursunlar soba başında Köy Hizmetleri’nde. O zaman bunlar yapıldı ve yanlıştı. Çünkü  halkı tembelliğe alıştırdı. Burada politikacıların kabahati yok. Sonuçta diyecekler ki biz size Karayolları’nı getirmedik mi, Devlet Su İşleri’ni getirmedik mi? Bölge Müdürlüğü istediniz getirmedik mi? Anlayacağın diyecek bir şey yok.”

  • ••

Kastamonu’da ticaret yapmaya çalışan dostlarımız, kalifiye eleman bulamamaktan şikayetçi olurdu hep. Mehmet Yaman’ın bu düşüncesi bu konuya da bir miktar ışık tutuyordu. Devlet memuru olmak hayali ile yetişen gençliğin gerçek çalışmayı bilmedikleri ve bu nedenle Kastamonu’da işçi bulmanın zor olacağı görüşündeydi. 80’li yıllardan verdiği örnek ise bu konuya tam bir açıklık getiriyordu:

“80 li yıllarda Kastamonu’da Vezirköprülüler türedi. Yolda görüyorum soruyorum adama nereden gliyorsun. Cevap Vezirköprü’den. Çarşıya çıkıyorum kahvelere gidiyorum insanlar oturuyor. Niye çalışmıyorsunuz? Bakın adamlar Vezirköprü’den geliyor diyorum. Abi onlar ucuza çalışıyor diyorlar. Arkadaş adam gurbete gelmiş. Evi barınacak yeri yok. Senin hiç masrafın yok. Niye çalışmıyorsun? Cevap yok. Şimdi ne yaparsın burada? Kendi halkına sormaz mısın sen niye çalışmıyorsun diye. Bir eksiklik de bu. Tabii bunları bir politikacı olarak söyleyemezsin. Şu anda ben politikacı değilim o yüzden rahat söyleyebiliyorum. Çünkü bunlar bizim hatalarımız. Bunları yaptınız, yanlış yaptınız, artık yapmayın. Yaparsanız böyle oluyor. Senin zaten handikapların var. Dağlarda yaşıyorsun. Bir Kayseri’den ne farkın var? Aşağı yukarı aynı iklim şartlarında yaşıyorsun. Kayserili ne yapmış, bir araya gelmiş. Dayanışmasını bilmiş ve kalkınmış. Hatırlıyor musun senle bir sohbet daha etmiştik sevgi üzerine. Biz birbirimizi sevmiyoruz demiştim. Kayserili birbirini seviyor. Kastamonulu nefret ediyor. Geçen toplantıda milletvekili ne dedi: İki kardeş traktör alıyor, altı ay sonra birbirini vurmazsa zaten ayrılıyorlar. Şu anda Kastamonu’da aile şirketi bulmak zor. Çünkü birbirini sevmiyor?

Peki neden oluyordu bu? Mehmet Yaman’ın sevgisizlik olarak nitelendirdiği bu durum nasıl oluyordu?

-Söylemem çok ağır olur belki ama bana göre sebebi şu. Bu memleket işgal görmemiş. Bu nedenle dayanışmanın ne olduğunu bilmiyor. Bu tespitleri artık açık açık söylemek lazım ki aynı hataları artık tekrar tekrar yapmayalım. İşgal gören memleketlerin hepsine bakın  kalkınmış. En basiti 15 sene Kastamonu’da bayilik yaptım. Bir tane Ford kamyon satamadım Kastamonu’da. Ford kamyon yok mu hiç Kastamonu’da. Çok enteresan değil mi? Bak bir anımı anlatayım. Vehbi bey bir gün beni çağırdı. Kastamonu’da Pegeout minibüs satılmıyor dedi. 4 tane arabayı hemen Kastamonu’ya götürdük. 4 tane araba 1,5 sene kapının önünde yattı. Satamadım. Bayiliğim sırasında sattığım toplam arabanın % 85-90’ını dışarı sattım. Kastamonu’dan bütün Türkiye’ye spot satmaya başladım. Ben Koç’tan alıyordum. Ankara’daki galeriye satıyordum. Benim hemşehrilerim benden değil, benim sattığım galeriden alıyordu. Enteresan değil mi? Sadece ben değil, herkes aynı durumda.

Başka bir olay anlatayım. Bakırcılar çarşısında bir esnaf müşterim vardı. Soba yapıyordu. Bir gün yanına uğradım kahvesini içiyordum. Başkan dedi, bir şey anlatacağim sana dedi. Ben odunlu banyo sobası yapıyorum. Daha bir tane bile satamadım. Gelip bakıyolar almıyorlar abi dedi. O zamanlar odun sobaları kullanılıyordu banyolarda. Ben de ona şöyle dedim. Sen bu sobaların Bursa’dan geldiğini söyle. Olur mu öyle şey Başkan dedi. Ben de ‘olur, sen dediğimi yap’ dedim. Gerçekten dediğimi yaptı ve bütün sobalarını sattı. Bunlar çok acı şeyler. Yem fabrikası kuruldu, Kastamonulular gidip Çankırı’dan yem almaya başladı. Kastamonu yemi dışarıya gidiyor, Kastamonu’ya yem de dışarıda geliyordu. Yani böyle garip bir olay. Yani yapı böyle, doku böyle yapabilecek birşey yok.

Bir başka örnek. Münif İslamoğlu. 1950’lerde Kastamonu’ya gelmiş. Kastamonulu değil. 70’te ara seçimde milletvekili olmuş. Benim çalışma dönemimde aynı partide olduğumuz için onun arkasından gittik. 1,5 sene kadar Sağlık Bakanı olarak görev yaptı. Devlet Hastanesine o zamanın şartlarına göre bütün cihazları yolladı. Kastamonu ekonomisine faydalı hiç bir yatırımı yok. Biz kalktık Münif İslamoğlu adını devlet hastanesine verdik. Osman Topkar’ı hatırlar mısın? Köylü gider parası olmaz, bakar, bedava ilaç verir, köyüne gider takip eder. Neden Osman Topkar adı kimsenin aklına gelmez. Hastaneye isim verilirken bir Allah’ın kulu itiraz etmez. Şimdi sen Kastamonulu doktor olsan gelip memleketinde çalışmak ister misin? Çocuk doktoru bir arkadaşımız vardı, Kastamonuluydu.  Başka bir çocuk doktoru daha vardı dışarıdan gelmiş. Karşılıklı muayenehaneleri vardı. Dışardan gelenin kapısında kuyruk olur, Kastamonulu hekimde kimse olmazdı.

  • ••

Tabii ki Turizm meselesi de sorulmalıydı ve sordum?

Kastamonu’nun turizm olarak bir handikapı var. Bizim bölgeye gelen turistler Safranbolu’da yatırılıyor. Burada problem yok. Ancak Amasra’nın Safranbolu’ya yakın olması Kastamonu turizmini engelliyor.  Bu bir handikap. Turist Amasra’ya gittiği zaman ne buluyor, deniz buluyor, balık buluyor ve tabiat güzelliği buluyor. Alternatif olarak İnebolu’ya indirdiğin zaman turisti ne bulacak? Soruyorum sana. Diyelim ki iki otobüsü sabah İneboluya getirdin. Niye kalsın adam Kastamonu’da. Lokasyon olarak Amasra yüzünden de Kastamonu potansiyelini kaybediyor. Ben Mayıs ayıydı zannedersem Kastamonu’ya gittim. Kurşunlu Han’da kaldım. Sabahları erken kalkarım. Benim zamanımda 80’li yıllarda hayat sabah 5 buçuk altıda başlardı. Saat yedi buçuk, Kurşunlu Han şehrin göbeğinde inanır mısın sokakta sadece kediler dolaşıyor. Ne bir esnaf dükkanını açmış, hiç kimse yok. Eskiden köylerden şehre erkenden gelenler olurdu, bu yüzden esnaf erkenden açmak zorunda kalırdı. Şimdi köylerde kimse kalmadı. Sen bakma o koca koca binaların yapılmasına falan. Apartmanlar beni aldatmıyor. Onları gören Kastamonu’nun büyüdüğünü sanıyor. Ben aldanmıyorum. Satılıyor ki, birileri alıyor. Doğru. Ama 50 milyara daire satarsan herkes alır. Bu arada otel fiyatlarına bakıyorum. Kastamonu’,da otel adı ile gözüken yerler Fethiye ile aynı. Bu fiyatlarla Kastmonuda kimseyi yatıramazsın. Yatırırsan adı çıkar İstanbul’da ve kimse gelmez. Şunu anlamak lazım. Turist aptal değil. Turist dünyanın en akıllı adamı çünkü geziyor. Ne demişler, çok okuyan değil çok gezen bilir. Sonuçta turist biliyor nerede ne fiyat var. Kastamonu’da bana turistin gidebileceği iki tane lokanta adı sayabilir misin? Sen de geziyorsun bütün dünyayı söyle o anlamda Kastamonu’da lokanta var mı? O zaman bütün bunlar olmazsa turizm nasıl kalkınacak?

Bendeki takıntı gereği havaalanını da Mehmet Yaman’a sormak gerekiyordu.

“İsmail Günindi’nin zamanıydı, 93 senesinde, o zaman ANAP zamanıydı. Biz de Doğruyol’duk. İl Genel Meclisi’nde çoğunluğumuz fazlaydı. O zaman İsmail Günindi’ye dedim ki; “Sayın Günindi bu havaalanını açtır, senin heykelini diktireceğim. Benim hangi üyem varsa, sana destek verecek. Sen ne istiyorsan, benim yanımda peki diyecekler. O dönemde o pisti uzattık yaptık.  Özel İdare ile o binayı kuleyi falan yaptık. Dönemin en güzel seyrüsefer makinalarını aldık. Elektronik sistemler için. O makinaları sonra ben Valiliğin deposunda buldum, çürümeye terk edilmiş. Havaalanı, Kastamonu’nun gelişmesi için en büyük etkenlerden biri. O zaman hava taşımacılığı bu kadar ucuz değildi. Uçağa binmek kolay değildi. Biz o zaman havaalanını şöyle düşünmüştük, zengin turist özel uçağı ile gelsin, Ilgaz’a gelsin kayağını yapsın dönsün. Bu şekilde düşünülerek yapıldı o zaman. Sonra başka mecralara girdi iş. Turizm anlamında havaalanı işleyebilir.

Kastamonu siyaseti ile ilgili görüşleri…

“Murat Bey bey geçtiğimiz 20 sene için Kastamonu’ya bir şanstır. En azından bu bacasız sanayilerin Kastamonuya gelmesi sırf onun eseridir. Üniversite,  polis okulu, acemi birliği hep onu eseridir.

Fotoğraflar:

01 : Vehbi Koç ile birlikte Kastamonu Kışla Parkı – 1987

02 : Yaman Ticaret Evi – Ford Bayisi – 1952

03:  Kastamonu Şehir Kulübü – 1989 (Nurhan Tekinel, Güneş Müftüoğlu, Nurettin Ok, Saadettin Bilgiç, Köksal Toptan, Münif İslamoğlu, Süleyman Demirel, Mehmet Yaman, Necmettin Cevheri, Şinasi Altıner)

04: Mehmet Yaman’ın evi: Yılmaz Yaman, Ali Keserci, Mehmet Yaman, Vehbi Koç ve TRT ekibi

Editor's Rating

82
Pellentesque sed interdum quam, ac vehicula lectus. Maecenas at justo fringilla, eleifend mauris in, iaculis ante. Sed condimentum, nunc eu finibus bibendum.
0 User ratings
Imperdiet 97%
Mmassa 64%
Vestibulum 85%
Previous post

İşçilikten sendikacılığa, dernekçilikten milletvekilliğine

Next post

“Ne Mutlu Türküm Diyene” Demekten Onur Duyan Bir Ermeni

No Comment

Leave a reply