Gurbet ElçileriRüzgar Adam

Levent Zihnioğlu Levent Zihnioğlu19/09/2009150

 

Rüzgar Adam – Hadi Çaman (1943 – 2008)

Güzeltmek

‘Güzeltmek’ Hadi Çaman’ın sevgili oğlu Efe’nin çocukluğunda bir oyuncağı babasına uzatıp ‘Güzelt Baba’ demesiyle ortaya çıkan bir kelime, ‘Güzeltmek’ de Hadi Çaman’ın yaşam temeli ve 2002 yılında kendisinin kaleme aldığı kitabına verdiği isim.

Türk Tiyatrosu’nu bütün zorluklara rağmen yaşatma mücadelesi verdikten sonra bugünlerdeki gençlerine bayrağı teslim etmiş bir Usta Hadi Çaman, dostları ve yetiştirip sanat dünyasına kazandırdığı gençlerin minnetle ve sevgiyle hatırladıkları, kendi deyimleriyle ‘İnsanoğlu İnsan’.

Bizde Hadi Çaman’ın dünyadan göçüşünün birinci yıldönümünde kendisini hatırlamak istedik, hatırlatmak istedik, aslında ne yalan söyleyelim unutturmamak istedik.

Her şeye rağmen Güzeltme savaşını vermiş bir insanoğlu insanın, bir sanat duayeninin yaşamını görmek, bilmek istedik ve anlatmak istedik dilimiz döndüğünce, sonunda da ‘Güzeltmek’, hepimizin devraldığı bir miras olsun istedik.

Bir sanat insanı için tiyatro yaşamın ta kendisidir, sahne ve kulis ise yaşanılan yerlerdir. Ve bir sanat insanını anlamak, tanımak, bilmek zordur genellikle, hele de güzeltmek olgusunu yüzde yüz gerçekleştirmek için cesaretle yola çıkan birisi için. Güzeltenlerin ödediği bedel hep ağır olmuş, asırlar boyunca. Hadi Çaman için de durum pek farklı değil. İşte biz böyle bir insanı anlatmaya çalışacağız, zaman zaman kendi kaleminden, zaman zaman da dostlarının kelamından Hadi Çaman’ı anlatmaya çalışacağız.

Hadi Çaman’ı Tiyatro’ya Kim Kazandırdı?

Bir bakkal dükkanının bile 20 yıl yaşayamadığı ülkemizde 36 yıl sanat yapan, ‘Ben’ değil, ‘Biz’ sözünü kullanan, Kastamonu denilince dolan yüreği gözlerine taşan Hadi Çaman, 1962 yılında Dormen Tiyatrosu’nda sanat hayatına başlar. Dilerseniz Hadi Çaman’ın kaleminden yapalım açılışı ve hocası Haldun Dormen için neler yazmış birlikte okuyalım…

“…..Şunca yıllık meslek yaşamım boyunca onlarca usta, onlarca hoca tanıdım. Her birinde birer ikişer olan özelliklerin tümünü onda fazlasıyla gördüm. Sahne hocalığı tabii ki önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde yapılır. Ama o, tüm bu kurallara kendi özel güzelliklerini de ekler, kafana vurmadan, seni incitmeden, dürtmeden. Bir de bakarsınız sayısız şey öğrenmişsinizdir. Bu öğrendikleriniz salt tiyatro ile ilgili değildir.

….En önemlisi, bu saygın mesleğin saygın bir kişisi olmanız yolunda arkanızda bir el hissetmişsinizdir, her zaman. O’nun eli…… bugün herhangi bir oyunumuzun finalinde, genç bir oyuncumu seyirciye doğru iterken, benim sırtımda da O’nun elini hissediyorum….”

İlk adımı nasıl atacağımız netleşmişti. İlk sözleri Haldun Dormen söylemeliydi. Yine Haldun Dormen’in yetiştirdiği genç yeteneklerden dostumuz Murat Ovalı sayesinde Haldun Hocamızı sahnede prova alırken seyrettik ve keyif içerisinde, prova aralarında Hadi Çaman’ı konuştuk.

‘1962 yılında Dormen Tiyatrosu’na katıldı Hadi, sonradan yakın dostu ve ev arkadaşı olacak rahmetli Yüksel Gözen ve İzzet Günay’la birlikte. Hadi’nin ilk oyunu ‘Altın Yumruk’tu, kadro ise müthişti: Müşfik Kenter, Ayfer Feray, Altan Erbulak, Nisa Serezli, Metin Serezli, Erol Günaydın, Kamran Yüce, Tuncel Kurtiz, Yılmaz Köksal, Yüksel Gözen, Erol Keskin ve Hadi Çaman.

İçten çalışan, dost, aileden biriydi Hadi. O zamanlar Betül (Mardin) ile evliydim, Yüksel ile Hadi sık sık bize gelirdi. Dormen Tiyatrosu kapandığında ikisi de çok üzüldüler, ağladılar, onları ben teselli ettim…” diyordu Haldun Dormen.

Bir tiyatronun kapanmasına üzülmek, doğal bir felakete üzülmek gibidir bir sanat insanı için. Ancak doğal felaketlerden bir süre sonra yaşam normale dönmeye başlar, öyle değil mi? Provada Haldun Hoca’yı sahnede izlerken her şeye rağmen zirvede kalan bir Prens’i görüyoruz. Bizlere tiyatro dersinden çok, bir hayat dersi veriyor, hocaların hocası. Hadi Çaman vesilesiyle Haldun Hoca’dan sahne ziyafeti ve yaşam dersi alıyoruz, birkaç siyah beyaz olağanüstü fotoğraf karesi ve bir sürü anı ile birlikte. İzzet Günay tam on ikiden söylemiş zaten: “Haldun’dan tiyatro dersinden çok hayat dersi alınır” diye.

Hadi Çaman’ın yetiştirdiği gençler

Daha sonra ise Hadi Çaman’la birlikte tiyatro yaşamında ilerleyen genç yeteneklerin anlatımlarından Hadi Çaman’ı dinlemek istedik. Biliyorduk ki Hadi Çaman, gençlere gerçek anlamda sahip çıkan ve kendini değil, yetiştirdiklerini ön plana iten bir yapıdaydı. Hadi Çaman kendi yetiştirdiği genç tiyatrocuların ifadesi ile “Bir çok insanın yaşamını kazanmasını ve ayakta durabilmesini sağlamış bir insanoğlu insandı”

Tiyatro Alkış’ın kurucusu ve bizim yorumumuza göre Hadi Çaman’ın bayrağını teslim almış Okay Şenol ve Hadi Çaman’ın büyük oğul diye seslendiği Oktay Şenol, ve Tiyatro Alkış’ın kadrosu Tan Güneş, Burcu Saraçoğlu Şenol ve Başak İleri ile sohbetimiz bizlere ışık tutuyor. Birden Okay bizleri 1985 yılına geri götürüyor, Hadi Çaman’ın tiyatrodaki yaşamını anlatmaya başlıyor.

“Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde 1985’te aşağıdaki kulisin bir bölümü Hadi Abi’nindi. Kendine özel, kulisi dizayn eder ve gelen tüm sanatçıları o karşılardı. Haldun Dormen olsun, Enis Fosforoğlu olsun Kenter Tiyatrosu ekibi olsun, hepsini karşılar, o kadar da misafirperverdir. Kapısını sonuna kadar açar ama aynı özenin de gösterilmesini isterdi.”

Mükemmelin peşinde olmak

İyi’nin bile elde edilmesi oldukça zorken, mükemmeli elde etmek nerdeyse imkansızdır, ancak mükemmeli aramak ve mümkün olduğunca en iyisine yakın olmak bir sanatçının görevidir. Hadi Çaman titizliği ile ve en iyilerle çalışma anlayışıyla bilinirdi. Bir işi parçalara böler ve her parçayı en iyi kim yapacaksa onu bulurdu, ortaya çıkan sonuç ise bütünsel bir senfoni olurdu.

Okay bu konuda şöyle diyor: “O dönemde yaptığı oyunları seyrettiğimde, Türk Tiyatrosu’na ne kadar güzel şeyler kattığını gördüm Hadi Abinin. Sahneye koyduğu oyunlar olsun, rejiler olsun, yazarlar olsun çok kaliteli oyunlar vardı hep. Ben “Kelebekler Özgürdür” oyunundan sonraki zamana rastladım. Hep çok iyi ustalarla çalışırdı, zaten en önemli prensibi herkes “kendi görevini yapsın” idi. Kostümcüsü olsun, dekorcusu olsun, herkes kendi alanında en iyisi olsun, birçok usta gibi “her şeyi ben yapayım” dememiştir. Benim, Hadi Abinin en çok sevdiğim yanı buydu. “

Oktay söze devam ediyor: “Hadi Abi en iyi yönetmenlerle, en iyi dekor ustalarıyla çalıştı, Osman Şengezer gibi. Yemezdi içmezdi, parayı esirgemezdi, oyunculara da “size harika bir oyun bırakıyorum, bunu hep hatırlayacaksınız” derdi. Yıllar geçti hala bunları konuşuyoruz. Aslında önemli olan geride bıraktıklarınızdır. Bir de öyle insanları bulur çıkarır onların son imzalarını atmalarına vesile olurdu.”

Hadi Çaman Sahnesi, bir rüya gerçekleşiyordu

Her tiyatrocunun hayalidir kendi sahnesine sahip olmak, orada özgürce oyunlar sahnelemek. Okay şimdi de 1990’lı yılları anlatıyor.

“O dönemde Haluk Işık’ın ”Hoşgeldin Amerika” adlı oyununu sahneye koyduk. Sonra “Evet, Evet” adlı oyun sahnelendi, bu dönemde Hadi Abi o salonu adam etmek için çok uğraştı, ilk önce koltukları değiştirdi, bir de sahne üstündeki tavan akardı, oyun sırasında aşağıya su dökülürdü, oraya bir torba gererdik ve her oyun sonrası bir su boşaltma sahnesi vardı. İnanır mısınız, oyun oynanırken yukardan su boşalttığımı bilirim. Aşağısında da bir kuyu kazılmış, hemen kulisin olduğu bölgede oradan her gün iki saat su çekerdik, çünkü aşağı kulisi su basardı. Hadi Abinin de en çok sevdiği eşyalar da ne yazık ki aşağı kulisteydi. Su bastığı zaman çok üzülürdü, aynı zamanda çok titiz de bir insandı. Ben şimdi tiyatro patronu olunca anlıyorum, o dönem anlamazdık. ‘Hiç kimse senin malın gibi bakmaz’ derdi. Çünkü o, bir keseri bile alırken nasıl aldığını biliyordu, ille de bunu yaşaman gerekiyormuş anlamak için. “

Oktay söze katılıyor : “Aslında tiyatroda su basması ile uğraşmaması gerekirdi. Hadi Abinin tekstle, dekorla, kostümle, oyuncularla uğraşması lazımdı. Kulis dedik ya kulisteki enerjisi de müthişti, kuliste oturmamızı istemez, bizi sürekli çalışmaya teşvik ederdi.”

Hadi Çaman’ın hayalinin bir de devamı vardı, “Yeditepe Oyuncuları”; “bu tiyatroyu 7 kişiye bırakmak istiyorum, o yediden bir kişiyi de seçeceğim” derdi. Sanki o seçeceği kişiye el vermek istermiş gibi. Bu gerçek olamadı, çünkü çok hızlı insan yetiştirdi, onlar da başka tiyatrolara gittiler, dizilerde oynadılar. Ünlü olmak önemli olunca herkes kendi yoluna gitti, gönül isterdi ki herkes orda olsun ve o sahne kaybolmasın.

Okay söze kaldığı yerden devam ediyor: “1992’de çocuk tiyatrosu yapmaya başladı, ilk yaptığı oyun “Teneke Adam”dı. Hatta Tolga Çevik oynamıştı. Sonra biz devam etmiştik. Hatta benim tiyatro kurmama ön ayak olmuştu, ondan feyz alarak yola çıkmıştık, Hadi Abinin bizim hayatımızda çok önemli bir yeri olmuştur.

ahnede durmanın dışında sahne dışında yaşamayı da öğretirdi. Nasıl konuşulur, sanata olan saygısı, masa başındaki saygınlığı, kulis saygısı, müziği, oyuncuları, kendine bakış açısı, kendini geliştirme anlamında kurslar açtı. Yüksel Gözen adına kurduğu bir tiyatro atölyesi vardı, kurslar devam etti ve hatta Tolga Çevik bu kurslarda yetişti, çok iyi hocalar ders vermek için geldi, ancak çok fazla devam etmedi.

Herkeste “dizi yapayım”, diye bir düşünce vardır ama Hadi Abi böyle yapmazdı, ben de onu örnek alırım, tiyatro ile yatar tiyatro ile kalkardı, hayatında başka bir şey yoktu, daha sonra oğlu için bir şeyler yapmak, ona bir şeyler bırakmak isteği. Hep konuştuğu konulardan biriydi, burayı da sizlere bırakacağım derdi, keşke yaşatabilseydik. “

Gençlere çok önem verirdi

Tıpkı Haldun Dormen’in Hadi Çaman’ı tiyatroya kazandırması gibi, Hadi Çaman da ustasının yolunu seçerek Türk Tiyatrosu’na birçok isim kazandırdı. Kimilerini belki de çok yakından tanıyoruz, Tolga Çevik, Sevinç Erbulak gibi, kimileri de çok ön planda olmasa bile her adımlarının hakkını vererek ilerliyorlar. Sözü Tan alıyor:

“Benim Hadi Çaman tiyatrosuna girmem bir ütopyanın gerçek olmasıydı, ben Teşvikiye’de yürürken ‘aa Hadi Çaman’ın tiyatrosu burasıymış’ diye içeri girenlerdenim. Açıkçası Hadi bey beni yönlendirir, bir iki kişiyle tanıştırır belki diye düşünmüştüm, yaklaşık bir ay sonra telefon geldiğinde bir çocuk oyunu yapacağını söyledi ve o şekilde girdim .Çok büyük bir masraf yaptı, bir ormanda geçen bir hikayeydi oyunun mağaraları vardı, çok güzel kostümlerle, çok güzel bir çocuk oyunu yaptık. Ne yazık ki ekonomik krizle birlikte oyunu kaldırdı ama beni bırakmadı, yanına asistan olarak aldı. İlginç bir adamdı Hadi Abi, şimdi düşündüğüm zaman 25 yıl bir bakkalı açık tutmak imkansız, siz bu ülkede 36 yıl sanat yapmaya çalışıyorsunuz, her şeye rağmen sanat yapmaya çalışıyorsunuz, kriz oluyor sizi vuruyor, siyasi dengeler değişiyor sizi vuruyor, zaten insanların tiyatroya bakış açıları artık çok değişmiş durumda. Televizyonda gördükleri şeyi tiyatro zanneden insanlara tiyatro yapmaya çalışıyorsunuz.

Hadi Abinin salonu doldurma çabasını görüyordum ve en çok üzüldüğüm nokta oydu. Çok acı ama PTT ve İş Bankası’na bilet gönderiyordu. Çünkü seyircisiz yapabileceğiniz bir iş değil tiyatro. O salon dolu olacak ki oyuncu performansını ortaya koyabilsin, o salon ne kadar dolu olursa o kadar yüksek oynarsınız. Ne kadar performansımız bize bağlı olsa da aslında değil.

3 yıl Hadi Abi’de oynadım sonra askere gittim, gençlere çok önem veriyordu ve bu göstermelik bir önem değildi, yani bir çok tiyatro genç oyuncu aldığı zaman o oyuncunun ne yaptığından çok, ne kadar para aldığıyla ilgilenir. Genç bir oyuncu çok cüzi miktarlarda para alır ve sahnede ne yaptığını kimse umursamaz, zaten rolü de genellikle ufaktır. Bizde öyle değildi. Mesela ben bir oyunun erkek başrolünü oynamıştım. Konservatuardan gelen bir alt yapım olmamasına rağmen Hadi Abi ile bir hafta yoğun prova yaptık, Hadi Abi benim karşımda bütün rolleri oynadı, anneyi oynuyordu, anneden çıkıp nişanlıyı oynuyordu, ondan çıkıp evin hizmetçisini oynuyordu, beni hazırlamaya çalışıyordu, böyle bir adamdı. Hiç kimseye kızdığını hatırlamıyorum ben. O yaptığı şeyle ilgilenirdi. Başrol oynamayı pek sevmezdi, başka birisini ileri sürer onu parlatırdı, özellikle gençleri. Aslında o bir ütopyaydı.”

Okay söze şöyle devam ediyor: “Ben de 1998 yılında Tiyatro Alkışı kurana kadar yanında çalıştım. 1992’den beri, bilfiil hiç ayrılmadan her günüm orada geçti, her gün beraber gider gelirdik. İyi oyuncular gelsin, iyi oyunlar çıkarayım isterdi, çok araştırır, çok okurdu ve çok zekiydi. Bir gün, tarihle ilgili aramızda bir yarışma yapıyoruz, o arada Hadi Abi temizlik yapıyor yanımızdan gelip geçiyordu, bu arada çok titizdi, biz bir soru soruyoruz, cevaplıyor gidip temizliğe devam ediyordu. Muhteşem bir zekaya sahipti. Şöyle derdi: “Tiyatroda görmediğini görürsün, duymadığını duyarsın”. Hadi Abinin bir özelliği de tekstin tamamını ezberlerdi. Oyunun herhangi bir yerinde başka bir oyuncu repliğini unutursa onu takviye eder, oyunun düşmesine engel olurdu. Çok sayıda oyun yazmış, çevirileri ve uyarlamaları da var.”

Oktay sohbete katılıyor: “Hadi Abiye bir gün beni tanıttılar, “bu çocuk çok iyi müzik yapıyor” diye. “Bir şarkı sözü yaz” diyerek bana bir şans verdi. O zamanlar bir oyun müziği yapmak için Esin Engin’i arıyordu, o da o zamanlar çok dolu, zaten rahatsızdı. Bu arada Hadi Abinin canı sıkkın, gittim Hadi Abinin karşısına “ben bunu yapabilirim”, dedim, o an aklından neler geçti bilmiyorum, “ben sana bir şarkı sözü vereceğim onu bestele getir” dedi, çok akıllıca idi, “oğlum” diye bir şarkı sözü verdi bana, ben o şarkıyı aldım, şarkıyı besteledim getirdim. Daha şarkının ortasında ağlamaya başladı. Ve “sen yapacaksın” dedi ve harika bir müzikal oldu. O, hepimizin kendimize güveninin geldiği yıldır. “

Tan tekrar sözü alıyor: “Hadi Abi ile “Aşk Gibi” oyunundan çıktık, Hadi Abinin arabası olmadığını öyle bir anlatışı vardı ki, ben buna çok üzülmüştüm o zaman 19 yaşındaydım Hadi Abinin “benim hiç arabam olmadı” sözü bende o kadar büyük bir yer etti ki, bir gün büyük bir oyuncu olmayı ve Hadi Abiye şoförlü bir araba almayı hayal etmiştim çok uzun bir süre.“

Okay devam ediyor: “ : Sonra yarışmadan para kazandı bir araba aldı, kendisi sürmeyi bilmiyor ben şöförlük yapıyordum, “araba sende kalsın” diyecek kadar da cömertti, benzin bitince Hadi Abiye yanaşırdık.

Bugün burada Tiyatro Alkış olmamızın en büyük sebeplerinden biridir Hadi Abi. Bir gün, “Tiyatro Alkış’ı kurduk” diye Hadi Abinin karşısına gittik, “Tiyatro sizin, istediğiniz gibi kullanın hiç bir bedel de istemiyorum” dedi. Bize sahneyi verdi. O zamanlar bilinen bir çizgi film olan Şirinler’in tiyatrosunu yaptık, ilk hafta 180 kişi geldi, çok sevindik. Daha ilk oyunumuz ve biz kapalı gişe oynamaya başladık, hepimiz mutluluk sarhoşluğu içersindeyken bizi kendimize getirmek için Hadi Abi kulise şöyle bir yazı astı, bunu hiç unutmadım “Merdivenleri çıkarken dikkat et, dönerken yine bana rastlayabilirsin.” Hadi Abi bizlere “biz” demeye öğretti, “her merdiven basamağında yeterince kalmak gerek” diyerek, Tiyatro Alkış olarak adım adım gidiyoruz. Ve hep “biz” diyoruz, “ben” değil. Tiyatro Alkış 10 yıldır varsa bu prensipler sayesinde var.”

Okay söze son noktayı koyuyor: “Oradan çıkan insanların şunu demesi lazım, “ben Hadi Abi sayesinde ekmek yedim, hala da yiyorum” bunu dedirtmemiz lazım.”

Ben Savaşmayı O’ndan Öğrendim

“Özel tiyatrolar bir dönem çok zor günler yaşadı. Tiyatro Yapımcıları derneği (Tiyap), o zamanlar Hadi Abi yönetim kurulu üyesiydi, sonra aralarındaki anlaşmazlıktan dolayı öz-Tiyap kurdular, ikiye ayrıldı. Her zaman özel tiyatrolara devlet desteğini almak için çok katkısı olmuştur, sabah erkenden kalkar, hiç üşenmez gider kültür bakanıyla, dönemin başbakanı kimse hepsiyle gider konuşurdu. “Bugün özel tiyatrolar ayakta kalabiliyorsa, Hadi Abinin de bunda parmağı vardır”, diyor Okay. Hadi Çaman tiyatro adına en fazla mücadele veren kişilerden biriydi.

“Hoşgeldin Amerika” oyununun üç aylık prova dönemi sonra oyunu sahnelemeye başladık, ki oyun genelevde geçiyordu. Provayı izlemesi için Manukyan’ı davet etmiştik, hiç unutmuyorum. Konunun uzmanı kimse o mutlaka gelirdi.

O dönemlerde de, şimdi de sanatın ipini çekebilecek şeylerden bir şey de belediyenin ya da yönetimlerin bir anda değişmesi ve bir anda kapıların kapanması olabiliyor.

Oktay devam ediyor: “Ve o kadar insan aç kalmıştı. Olaylara dışardan baktığın zaman, Hadi Abi tiyatroyu kurtarmak için çok hızlı strateji değiştirebiliyordu. Her parti ile diyaloga geçerdi ve onlara hep aynı göstergeyi ortaya koyar, tiyatro önemli diye anlatırdı. Savaşını hiç bir zaman bırakmadı, ben savaşmayı onunla öğrendim.”

 Kastamonulu Çılgın Türk

Doğduğu topraklara düşkünlüğü ile bilinirdi Hadi Çaman. Derneklere önem verir, birleşim denilince bayrağı taşıyanlardan biri olurdu hep. “Kastamonulu olmaktan gurur duyardı.” diye sözü alıyor Okay. “Hatta Ak Saçlı Delikanlılar diye bir dizi çektik TRT’ye o yıllarda, özellikle cebinden harcadı kendi memleketinde köyünde gitti dizi çekti 15 gün falan orada kalmıştık, o kadar çok seviyordu açıkcası.

Her kahvede oturduk, her tanıdığı aileye gittik oturduk, bir günde hatır için on iki bardak ayran içtiğimi biliyorum. Devrekani’de kaldık, etli ekmek yedik, orada bize bütün tarihi yerleri gezdirdi.

Kastamonu’daki insanların bu kadar kültürlü olduğunu ben oraya gidince gördüm. Orada bir sohbet yapıyorsun, sohbet yaptığın kişiler o kadar kültürlü ki, hani nereye geldik diyorsun bir anda. Uzaktan baktığın zaman öyle görünmüyor, yanlış anlaşılmasın ama, sanki gerilerde kalmış gibi görünüyor, ancak hiç alakası yok, gerçeği görmek için içeri girmek gerekiyormuş. Hep yanlış duyumlar ve ön yargılarla yaşadığımız için böyle düşünüyoruz. “

Oktay katılıyor söze: “Atatürk, Şapka Devrimi Kastamonu’da yaptı, İstiklal Savaşı’nda Ankara’ya buradan silah taşındı. İstanbul’dan gelen silahlar. Sanatçı arkadaşlarımdan bahsediyorum, eğer Kastamonu hakkında birşeyler biliyorlarsa bu Hadi Abi sayesindedir. Öyle bir şehri tanıdıysak onun sayesinde tanıdık. Oraya ait ne varsa gezdik, gördük, yedik, içtik. Abana’ya kadar gittik, oralarda çekimler yaptık. Kastamonu’dan ünlü veya bu ülkeye birşeyler katmış kim çıkmışsa, herkesi bilir ve bize anlatırdı.”

O Bir İnsanoğlu İnsan

Okay anlatıyor: “Türk sinemasında, Türk tiyatrosunda yapılacak bir şey varsa, mesela bir cenaze kaldırılacaksa, orada Hadi Çaman vardır. Bunu kimse inkar edemez. Teşvikiye camiinin önündeki tiyatrosunun kapısını da sonuna kadar açar. Cenaze orada karşılanır, orada karşılar insanları, örf ve adetleri hiç unutmamış çok önemli bir insandı. Gider mezarın başında durur, eğer gömülecek yer yoksa gider kendi gömer. Bir gün bir arkadaşımızın babası vefat etmiş, yer bulamıyorlar sabahın köründe Hadi Abi’yi aradık, hemen gelip ona bir mezar yeri bulacak kadar da insanoğlu insandı. Hiç unutmam bunlar çok önemlidir. Benim Hadi Abi’den örnek aldığım çok şey var.

O kadar çok insan var ki elinden tuttuğu, yardıma koştuğu, kollayıp gözettiği. Biz bugün Yeditepe Oyuncularını yaşatamamışsak demek ki ona layık olamamışız. Bu ülkede ayakta kalmak zor, bu ülkede Ekimden Mayısa kadar tiyatro var, sonra yaz döneminde açsındır. Hep böyle düşünüyoruz, kendimize hayrımız yok, başkalarına mı olacak diyorsunuz.”

Sevdikleri

Oktay anlatıyor: :”Oğlunu hiç göz ardı etmez, elinde para olmasa bile gider bir yerlerden para bulur, İş bankasına gider, oğluna Almanya’da okuması için para gönderirdi. Gerekirse arabasını, evini satar oğlunu okutur, tiyatroya devam ederdi. Oğlu Efe’nin okuması gündeme geldiğinde bizim alacağımız varsa susardık. Hala oradan kalma bir gelenektir, bizim tiyatromuzda okuyan varsa mutlaka ona yardım edilir.

Bir de hayvanları çok severdi. Kocaman bir Saint Bernard’ı vardı, adı “Çehov”. Tiyatroda yaşadı tiyatroda öldü, kocaman bir şey. Sonra Candaş geldi, sevgili köpeği Hadi Abinin. Candaş oyuna başlarken kulise yatar, birinci perde alkışı gelince kıpırdamaz ama ikinci perde alkışını duyduktan sonra yattığı yerden kalkardı, oyunun ikinci alkışta bittiğini bilirdi.”

Acılar Ders Olur Bazen

Dormen Tiyatrosu ikinci kez kapandığında çok üzüldü Hadi Abi. Bir oyunun finalinde seyirciye, tiyatronun kapanış haberini bir ölüm acısı ifadesiyle verdi.

Bugün Teşvikiye’deki tiyatro, artık Hadi Çaman adını taşımıyor, o kendi tiyatrosunun kapanışını iyi ki de görmedi, ama bizler görüyoruz ve ortaya konmuş bunca emeğe, yaşatılmış güzelliğe sırtımızı dönmek gibi geliyor bizlere. Hadi Çaman’la birlikte yolda yürümüş herkese bırakılmış bir miras olabilir, Yeditepe Sahnesi bir birleşim platformu olabilir. Belki de bakarsınız bir gün küllerinden yeniden doğabilir. Ne dersiniz?

Son sözümüzü Hadi Çaman’ın kaleminden dile getirmek isteriz:

“Biz sanatçılar için en güzeli, en güzeltilmişi nedir bilir misiniz? Hep ışıkta olmak, ışıklı olmak, ışıkta kalmak. Tanrı hiç birinizi ışıksız bırakmasın.”

Yolun hep ışıklı olsun Sevgili Hadi Abi.

 

 

ÇAMAN`IN ÖZGEÇMİŞİ (1943-2008)

13 Ocak 1943’te Kastamonu’da doğan sanatçı, ilk ve ortaöğrenimini Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi’nde tamamladı, liseyi bitirdikten sonra önce İstanbul Hukuk Fakültesi’nde, ardından Belediye Konservatuarı’nda okudu.

Profesyonel olarak sahneye ilk kez 1962 yılında Dormen Tiyatrosu’nda çıktı. Ardından Kenter Tiyatrosu’nun açtığı sınavı kazanarak “Altın Yumruk” adlı oyunda rol aldı.

Daha sonra Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu, Miyatro (Müjdat Gezen), Şan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda çalıştı.

Çaman, 1982 yılında Yeditepe Oyuncuları`nı kurdu. Çaman, 1982 yılından beri aralıksız olarak Nişantaşı`ndaki kendi tiyatrosunda sanat yaşamını sürdürmekteydi. Tiyatro dışında da çeşitli çalışmaları olan Çaman, çeviriler, uyarlamalar yaptı, oyunlar yazdı, yönetti. Döneminin tiyatro yaşamını konu alan bir kitap da yazan Çaman, birçok dalda kişisel ve tiyatrosu Yeditepe Oyuncuları adına sayısız ödüller kazandı.

‘Hepsi ülkeme helal olsun’

2002 yılında kendisinin 40’ıncı, tiyatrosunun 20’inci yılını kutlayan Çaman, hazırladığı dergiden şöyle sesleniyordu seyircilerine: “Yüze yaklaşan oyun. Bir o kadar ustayla, göz göze soluk soluğa geçen muhteşem günler. Yirmi yıl, aralıksız ışık saçmak için verilen sonsuz savaş. Onlarca genç insana açılan kucak. Yazılan, yönetilen oyunlar, kazanılan sayısız ödül. En önemlisi, ülkemizde bir ilke imza atıp, bir müsamere salonundan, kültür merkezine dönüştürülen koca bir yapı. Kısacası bir ömür! Seve seve, özveriyle, içtenlikle, gönülden sunulan bir yaşam. O arada yetiştirilen, büyütülen, 30 yaşına erişen bir oğul. Hepsi ülkeme helâl olsun.”

2002 yılında anılarını kaleme aldığı “Güzeltmek” adlı kitabını yayımlayan Hadi Çaman’a, 2007’nin son günlerinde ALS teşhisi kondu. Sanatçı, oğlu Doç. Dr. Mehmet Efe Çaman’ın öğretim üyesi olduğu Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi’nde birsüre yoğun bakımda kaldı. Hastaneden taburcu edildikten sonra huzurevinde hastalığı ile mücadele elen Çaman 22 Eylül 2008 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

  • İlk Yayınlanma Tarihi : 19.Eylül.2009
  • İlk Yayın:
    • Kastamonu Gazetesi
    • Kastamonu Postası

Yorumunuz

Related Posts

SAFALAN.COMKastamonu Kültür ve Sanatına dair.

(c) 7S Danışmanlık ve Bilgi Teknolojileri, Tüm Hakları Saklıdır.

1. Basılı yayınlarda yazının tamamı ve/veya bir kısmı www.safalan.com kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
2. Akademik çalışmalarda hiçbir sınırlama yoktur.
3. Elektronik ortamda yayınlanma durumunda kaynak göstermek kaydıyla içeriklerin %40'ı alınıp yazının devamı için Safalan.com’a link verilmesi durumunda alıntı yapılabilir.